Sulak Alanlar Üzerine -Yüksek Orman Mühendisi Erkan KAYAÖZ

SULAK ALAN EKOSİSTEMLERİNİN DEĞERLERİ 

                                     VE ÖZELLİKLERİ

                                                              Meriç Deltası (Gala Gölü) Sulak Alanı          

                  Sulak Alan Tanımı:

                  İran’ın Ramsar şehrinde 1971 yılında imzalanan ve ülkemizin de 1994 yılında imza koyduğu Ramsar Sözleşmesine göre sulak alan tanımı yapılmıştır. Buna göre sulak alan; “Doğal veya yapay, kalıcı veya geçici, akar ya da durgun sulu, acı, tuzlu veya gelgit bölgelerinde suların çekildiği dönemlerde su seviyesi altı metreyi aşmayan deniz kısımlarını da kapsayan bütün bataklık, turba veya suyla kaplı alanlardır”.  

                  Sulak Alanların Önemi:

                  1-Bulundukları bölgenin su rejimini düzenleme ve dengelemede önemli rol oynarlar: Sulak alanlar yer altı suları için depo ya da kaynak görevi görürler, pek çok kaynağı veya başka bir sulak alanı beslerler. Yüzeysel akışa engel olarak sel taşkınlarını önemli ölçüde azaltırlar. Taban suyunu dengelerler. Ekolojik dengeyi bozucu tuzlu su girişini önlerler.

                  2-Bulundukları yörenin iklimini düzenlerler: Sulak alanlar sahip oldukları geniş su kitleleri sayesinde bulundukları çevrenin nem oranını yükselterek, başta yağış ve sıcaklık olmak üzere, yerel iklim elemanları üzerinde olumlu etki yaparlar.  

                  3-Suları temizlerler: Sulak alanlar havzalarda tortuların çökeldiği havuz işlevi yaparlar ve filtre görevi görürler. Atık suların organik, inorganik ve daha başka zararlı maddelerden arıtılmasında önemli işlevlere sahiptirler. Adeta doğanın böbrekleridirler. 

                  4-Yüksek toprak verimliliği yaratırlar: Toprak verimliliği 1. sınıf tarım alanının verimliliğine eşittir.

                  5-Oldukça zengin bir bitki ve hayvan dünyasının yaşama ortamıdır: Sulak alanlar birbirinden farklı habitatları bir araya getirme özellikleri nedeniyle çok zengin bir biyolojik çeşitlilik sergilerler. Bu nedenle endemik bitki ve hayvan türlerini barındırırlar. 

                  6-Suyolu taşımacılığında önemli bir konumdadırlar: Sulak alanlardan büyük akarsu ve göller karayolu taşımacılığına alternatif oluştururlar.

                  7-Ekonomik açıdan yüksek getirileri vardır: Sulak alanların çoğu, balıkların yumurta bıraktığı, yavru balıkların gelişip yaşamlarını geçirdiği yerlerdir. Bu nedenle balıkçılık için hayati önem taşıyan bir kaynaktırlar. Etinden yararlanılan balıkların 2/3’ü yaşamlarının en azından bir bölümünü sulak alanlarda geçirirler. Sulak alanlar çevrelerine zengin besin maddelerini ve su minerallerini yayarak, verimli tarım alanlarının ortaya çıkmasına neden olurlar. Bataklıklar, sulak çayırlar ve sulak alanların etkisindeki meralar zengin yaban hayatının barındırmalarının yanında evcil hayvanlarında beslenmesi için uygun ortam yaratırlar. Sulak alanlardan elde edilen sazlar geniş bir kullanım alanına ve pazara sahiptirler. Sulak alanların güzel manzarası ve barındırdığı doğal hayat sayesinde dinlenme ve turizm olanakları sağlarlar.      

                Türkiye Sulak Alanları:

                Türkiye’de 76 önemli kuş alanını kapsayan 1240000 hektar büyüklüğünde sulak alan bulunmaktadır. Bu önemli kuş alanları birçok farklı sulak alan çeşidini kapsar. Bunlar; tatlı su gölleri, baraj gölleri, lagünler, bataklıklar, tuz gölleri, acı göller, tuzlalar ve su basar ormanlarıdır. Bu sulak alanların büyüklükleri 15 hektardan (Dikkuyruk ördeklerin ürediği Uyuz gölü), 390 bin hektara (Yaz ördeği ve Van gölü martısı gibi türlerin barındığı Van gölü) kadar değişebiliyor.

                 Ayrıca, Türkiye’nin sulak alanlarının uluslar arası önemi Birds to Watch ve Birds in Europe kitaplarında belirtilmiştir. Bu kitaplardan ilkinde, Türkiye’de yaşayan kuş türlerinden biri en önemli statü olan kritik (İnce Gagalı Kervan Çulluğu), 12’si zarar görebilir, 1’i korumaya bağımlı ve 9’u da nerdeyse tehdidin eşiğinde, olarak sınıflandırılmıştır. Bu 23 türden en az 15’i sulak alanlarla bağdaşır. Diğer kitap da, Avrupa ülkelerinin yanında Türkiye, 114’ü Avrupa’da tehlike altında sayılan ve 42’si sulak alanlarda yaşayan, toplam 164 türle önemli bir ülke olarak gösterilmiştir.

                  Türkiye’nin sulak alanları tüm sene boyunca kuşlar için önemini korur; yumurtlama mevsimi, göç dönemi ve kışın. Yumurtlayan türlerin en önemlileri arasında Tepeli Pelikan Pelecanus crispus (Avrupa popülasyonunun %12.5),Dikkuyruk (%64),Yaz ördeği Marmaronetta angustirostris (%52) ve Paspaş Patka Aythya nyroca (%12), az sayıda da Bıldırcın kılavuzu Crex crex ve Ada martısı Larus audouninii bulunmaktadır.Coğrafi konumu dolayısıyla Türkiye sulak alanları,bahar aylarında binlerce leylek,kıyıkuşu ve ördek tarafından önemli beslenme ve yuvalama alanları olarak kullanılır. Kışın ise ülkenin sulak alanları 1.5 milyonun üzerinde ördekgili barındırır.(Avrupa Sakarmeke Fulica atra popülasyonunun %40’ı).      

                  Türkiye besin açısından oldukça zengin sulak alanlara sahiptir. Bu alanların sayısı 250’den fazla olup, bunlardan yaklaşık 60 tanesi uluslar arası öneme sahiptir. Bu tip sulak alanlar belirlenirken barındırdıkları kuş varlığı dikkate alınmıştır.

Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlarımız:
Manyas (Kuş) GölüSeyfe GölüGöksu DeltasıBurdur GölüUluabat GölüSultan SazlığıKızılırmak DeltasıGediz Deltasıİzmir Kuş CennetiSeyhan ve CeyhanDeltaları(AkyatanLagünü)Meriç DeltasıEber Gölü  Ereğli Sazliğı                 Tuz Gölü  BüyükMenderes DeltasıIşıklı Gölü Beyşehir GölüEğirdir GölüAkşehir Gölü

                 Bu sulak alanlarımızdan bazıları nesli tehlikede olan bir çok kuş türüne kuluçka, barınma ve kışlama imkanı sağlar. Bunun yanı sıra bu bölgelerde endemik bitki ve hayvan tür veya alt türlerine oldukça sık rastlanır. Manyas Kuş Gölünde 270 kuş türünden oluşan zengin kuş faunasına rastlanır. Sultan Sazlığında ise 265 kuş türünün varlığı belirlenmiştir. Sultan sazlığı günümüzdeki haliyle bile olsa sonraki nesillere korunarak aktarılması gereken bir doğal abidedir. Bu abidenin korunması ve kollanması için hepimize ulusal ve uluslararası görevler düşmektedir.

                                           Meriç Deltası (Gala Gölü) Sulak Alanı                       

                Trakya’nın Biyogenetik Rezerv Alanı (Longos Ormanları):

                Su basar ormanlarının biyolojik zenginliğine dikkat çeken Pamay (1967) ve Yaltırık  (1992) bölgenin sivilkültür yapısını inceleyerek floristik analizini yapmışlardır. Tropik orman özelliğindeki subasar ormanlarının bünyesinde zengin bir hayvan varlığı vardır.

                                                            

                Su basar ormanı ve göllerinde bulunan çok zengin hayvan varlıkları olarak; karides, kerevit, yengeç ve salyangoz türlerine bölgede sıkça rastlanır. Su kirliliğinin olmadığı, oksijence zengin derelerde, dere alası çok yaygındır. Ayrıca göllerde sazan, mugil ve sivrisinek balıkları yaşar. Çift yaşamlılardan Bufo bufo; B.viridis; Rana ridibunda ve Hyla arborea adlı kurbağa türleri bölgede en yaygın olan türlerdir.

                Sürüngenlerden su yılanı’na  (Natrix-sp.) tüm göllerde sıkça rastlanır. Ayrıca Elaphe sp. ve Viper sp.’ler de yoğun populasyonlar oluşturur. Kertenkele gruplarından Lacerta viridis ve L.trilineata adlı türler de bulunur. Su kaplumbağası (Emys sp.) ve kara kaplumbağası (Testuda greca) çok yaygındır.

                Bölgedeki temiz kalmış su sistemlerinde, biyolojik indikatör olarak kullanılabilecek memeli türü su samuru (Lutra lutra) ‘dır. L.lutra’nın bölge derelerindeki çift sayısı tahmini olarak 22-30 çift olarak belirlenmiştir.

Longos ormanlarının bir başka önemli memeli türü, yaban domuzu (Sus scrofa)’dur. Yine bölgede üç adet geyiğin izlendiği belirtilmiştir. Bu da bölgede geyiğin yaşadığını gösterir. Ayrıca kurt (Canis lupus), tilki (Vulpes vulpes) ve sincap (Sciurus vulgaris) bölgede rastlanan diğer memeli türleridir.

                 Sulak Alanların Değerleri:

                 Sulak alan ekosistemleri doğal servetimizin bir parçasıdır. Yeni yapılan bir çalışmada, doğal ekosistemlerimizin ekonomik değeri yaklaşık 33 trilyon A.B.D. Doları olarak hesaplanmıştır. Bu çalışma, dünyadaki tüm sulak alan ekosistemlerine biçilen değeri 14.9 trilyon A.B.D. doları olarak saptamıştır. Bu da dünyadaki bütün ekosistemlere biçilen değerin %45’idir.

                Geçtiğimiz yıllarda sulak alan ekosistemlerinin değişik rolleri ve insanlık için değeri giderek anlaşılmış ve belgelenmeye başlanmıştır. Dolayısıyla sulak alan artık yok olmuş veya ciddi ölçüde hasar görmüş hidrolojik ve biyolojik işlevlerinin tekrar kazandırabilmek amacıyla çok masraflı restorasyon çalışmaları yapılmaya başlanmıştır. Ancak bu yeterli değildir. Dünya liderleri gitgide ciddileşen su krizi ve iklim değişikliği sorunları ile uğraşırken, su ve sulak alanların daha akılcı kullanımını dünya çapında sağlamak gerekmektedir. Özellikle dünya nüfusunun her yıl 70 milyon arttığı ve gelecek 20 yıl içinde aynı oranda artacağı bu dönemde yapılmaktadır.

                Küresel su tüketimi 1900 ve 1995 yılları arasında altı kat artmıştır. Bu nüfus artış oranının iki katından fazladır. Dünya nüfusunun bir çeyreği bu gün suya çok güç koşullarla ulaşan ülkelerde yaşamaktadır. 2025 itibariyle, dünya üzerinde üç kişiden iki tanesi susuz yaşam şartlarıyla karşı karşıya kalabilecektir.

                İklim değişikliğinin etkileri insan toplulukları ve yaban hayatı üzerinde arttıkça sulak alanları hızla değişen koşullara uyum yeteneği vazgeçilmez bir unsur olacaktır. Dolayısıyla da dünya çapında sulak alanlara ve onların işlevlerine verilen değer üzerine çalışmaların artması doğaldır.

                Sulak alanlar muazzam biçimde çeşitlidir. İster göl, mercan kayalıkları, bataklıklar veya tropikal alanlar olsun, hepsi temel bir noktada birleşmektedir. Temel içeriklerinin toprak, su, hayvanlar ve bitkilerin birbirleriyle etkileşimi olduğudur. Bu etkileşimler yüzyıllar boyunca önemli işlevler yerine getirip insanların birçok gereksinimini karşılamışlardır. Elbette bütün sulak alanlar bu işlevlerin hepsini yerine getirememektedir. Ancak geneli birçoğunu karşılamaktadır.

                Yeni bir çalışma, Ramsar Sözleşmesi tarafından tanımlanan farklı sulak alanların ekosistem işlevlerine değer biçmiştir: 

Sulak alan                              Hektar başına yıllık            Yıllık toplam 

değerlendirilmesi       toplam değer                  global değer

          A.B.D $ A.B.D $

Estüarlar                                         22382                          4.100.000.000

Yosun yatakları                              19004                          3.801.000.000

Mercan resifleri         6075                             375.000.000

Gelgit bataklıkları                            9990                          1.648.000.000

Bataklık/taşkın düzlükleri              19580                          3.231.000.000

Göller/Nehirler         8498                          1.700.000.000

                  Sulak alan ekosistem işlevlerine değer biçmeye yönelik ilk teşebbüs olan bu çalışmada verilen değerler en minimumdur. Sulak alanların işlevlerine paha biçmek onların korunmaları için kara vericiler nezdinde itici bir güç oluşturuyor. Ramsar Sözleşmesi her zaman bildiği bir gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Sulak alanlar gereken önemi hak etmektedirler.  

                  Sulak Alan Çeşitleri:

                  Sulak alanlar oluşumları ve bulundukları yerlere göre birçok tipe ayrılırlar. Bu nedenle de dünyadaki pek çok araştırmacı ile resmi veya gönüllü kuruluşlar tarafından çeşitli sınıflandırma çalışmalarına konu olmuşlardır.  Bu metin içerisindeki sulak alan tipleri ise uzun bir çalışma sonrasında hazırlanmış, özgün bir değerlendirmedir.

                  1. Tuzlu Su Ortamları: Sularında klorür, sülfat, karbonat ve bikarbonat bileşimlerini içeren deniz ortamı, estuar, lagün ve tuzlu su gölleri gibi ortamlardır.

                  2. Tatlı Su Ortamları: İçerdikleri tuz konsantrasyonu 0,5 gr/lt’den aşağı olan doğal suların bulunduğu sürekli ve mevsimsel akarsular, sürekli ve mevsimsel gölcükler ile bataklık ve turbalıklardır.

                  3. Akarsular: Suları genellikle akan, ağaçlar, çalılar, liken veya yosunların baskın olduğu sulak alanlar ile deniz suyunun karışması sonucu tuzluluk derecesi % 0,5’i aşan sulara sahip habitatlar haricinde, bir kanal içeren tüm sulak alanlar ve derin sulardır.

                  4. Gelgit Etkisi Altındaki Akarsular: Yatağı genellikle çamur ve kumdan oluşan, arada sırada oksijen yetersizliğinin ortaya çıktığı, düşük eğimli,  su akış hızının gelgit etkisi altında bulunduğu akarsu tipidir. 

                                        

                  5. Kısmi Sürekli Akarsular: Yatağı genellikle kum ve çamurdan oluşan, suları yavaş akan, eğimi düşük, arada sırada oksijen yetersizliğinin ortaya çıktığı, gelgit etkisinin bulunmadığı, planktonik organizmaların yaygın olduğu ve yıl boyunca bir miktar suyun aktığı akarsu tipidir.

                  6. Sürekli Akarsular: Yatağı taş, kaya çakıl ve kumlardan oluşan, eğimi yüksek, suları hızlı akan, oksijen düzeyinin doymuşluk derecesine yakın bulunduğu, gelgit etkisinin olmadığı, planktonik formların ya hiç bulunmadığı ya da bir kaç tane olduğu tipik akarsu faunasına sahip, yıl boyunca bir miktar suyun aktığı akarsu tipidir. 

                                                        

                  7. Mevsimsel Akarsular: Akarsu yatağında yılın sadece belli bir döneminde suyun bulunduğu, akarsuyun akmadığı dönemlerde suyun izole havuzlar halinde bulunduğu akarsu tipidir. 

                  8. Kanal: Periyodik veya sürekli olarak akan sulara sahip veya iki durgun su kütlesi arasında bir bağlantı oluşturan doğal veya suni yapılardır.

                  9. Lakustrin Sistem: Topoğrafik bir çökeltide veya seddelenmiş bir nehir yatağında, ağaçlar, çalılar, daimi formlar ile liken ve yosunların bulunmadığı, yaklaşık % 30 oranında bitki örtüsüne sahip, toplam alanı 8 hektardan büyük, tuzluluk derecesi % 0,5’ten düşük olan sulak alanlar ile dalgaların şekillendirdiği veya kayalık bir kıyı hattının sınırladığı  ya da havza genelinde su derinliği, en derin noktada 2 metreyi aşmayan, toplam alanı 8 hektardan küçük, benzer sulak alanlardan oluşan sistemdir.

                                                     

                  10. Palustrin Sistem: Sazlıklar, çayırlar, ağaçlar, çalılar, kökü su içinde tabana bağlı bitki toplulukları ve yosunlar ile likenlerin baskın olduğu, gelgit etkisinin görülmediği tüm sulak alanlar ile deniz suyunun karışması sonucunda sularının tuzluluk oranı % 0,5’i geçmeyen, gelgit etkisi altındaki sahalarda meydana gelen benzer sulak alanların oluşturduğu sistemdir. 

                                                                 Palustrin sistem

                  11. Sazlık: Derinliği 3 cm ile 1 m. arasında değişebilen, suları durgun ve su miktarı mevsimsel veya yıldan yıla dalgalanabilen, yüzölçümünün yarıdan fazlası yumuşak kökleri su içinde tabana bağlı saz gibi bağımsız bitkilerle kaplı sulak alanlardır.

                                                             

                  12. Estuar: Tatlı su ile denizin karıştığı, tuzlu sulak alan karakterinde, kısmen kapalı körfezlerdir.

                                           

                  13. Lagün: Denizle arasında geniş kıyı alanlarına sahip, bir veya çok sayıda sabit veya değişken kanallar aracılığıyla denize dar bir bağlantısı olan, suları tamamen tuzlu, yer yer tuzlu veya tatlı olabilen kıyısal gölcüklere verilen addır.

                                                                       

                  14. Taşkın Ovaları: Nehir yatağının yağışlar sonucu taşması ile oluşan, kıyıya yakın alçak bölgelerde başlayıp haliç deltalarında biten sulak alanlardır.

                               

                  15. Ağaçlı Bataklıklar: Çalılar ve ağaçlar gibi boyları 6 metreden uz

un odunsu bitkilerin baskın olduğu, büyüme sezonu boyunca toprağı suya doymuş olan, bazen yaz aylarında kuruyan, genellikle sığ havzalarda veya nehir kenarlarındaki düz ovalarda oluşan taşkın alanlarının meydana getirdiği sulak alanlardır.

                                                                      

                  16. Sürekli Olmayan Nehir Kıyıları: Mevsimsel ve düzensiz nehirler, ırmaklar ile mevsimsel taşkınlara uğrayan çayırlar, nehir yatağı ve havzası ile nehir kıyılarındaki taşkın ovalarının da dahil olduğu alanlardır. 

                                         

                  17. Sürekli Nehir Kıyıları: Şelaleler de dahil olmak üzere sürekli nehirler ve ırmaklar ile denizden uzak deltaların kıyı alanlarıdır.

                                                            

                 18. Şelaleler: Akarsu yatağında aniden ortaya çıkan ve suyun dik olarak düşmesine neden olan yükselti farklılıklarının meydana getirdiği oluşumlardır.

                                                                        

                 19. Ötrofik (Besince zengin) Göller: Sığ, oksijen miktarının zemine doğru azaldığı, plankton bakımından zengin (>300 mg/m3) ve ilkin(primer) besin üretiminin yüksek(>1000 mg/ m2/gün) olduğu göller olup yüksek oksijen ihtiyacı olan balık türleri için uygun olmayan göllerdir. 

                                                         

                 20. Mezotrofik (Orta derecede besin içeren) Göller: İlkin besin üretimi orta derecede olan (300-1000 mg/m2/gün) yani orta derecede besin içeren göllerdir.

                                             

                 21. Oligotrofik (Besince fakir) Göller: Derin ve ilkin besin üretimi çok az olan (50-300 mg/m2/gün) yani besince fakir, çok az bitki içeren; fitoplankton (bitkisel mikroorganizma) yoğunluğunun oldukça düşük (20-100 mg/m3) olduğu ve az besinle yetinen balık türlerinin yaşayabildiği göllerdir.

                                               

                 22. Distrofik (Besince çok fakir) Göller: Oldukça sığ, suları kahverengi, humusça zengin, besin maddesi bakımından çok fakir (0-50 mg/ m2/gün) olan asidik karakterli göllerdir.

                                                         

                 23. Endemik Faunalı Derin ve Yaşlı Göller: Tektonik olaylar sonucu oluşan, faunasının yarıdan fazlası endemik olan göllerdir.  

                                              

                 24. Tuz Gölleri: Buharlaşmanın yağıştan fazla olduğu,  tuz oranı çok yüksek olan göllerdir.  

                                              

                 25. Alkalik Göller: Genellikle çöl karakterli bölgeler ile volkanik alanlarda bulunan ve yüksek pH-Değerine sahip göllerdir. 

                                                   

                 26. Volkanik Göller: Asidik ve alkalik karakterli volkanik arazilerde oluşan, suyunu magmadan alan ve ekstrem kimyasal özelliklere sahip olan göllerdir. 

                                                            

                 27. Sürekli Gölcükler: Alanı 8 hektardan küçük, mevsimsel ve değişken taşkın etkisi altında kalan kıyılarının da dahil olduğu, yaz ayları boyunca kurumayan, kıyılara yakın yüzen vejetasyona sahip, açık su kütleleridir.

                                                              

                 28. Mevsimsel Gölcükler: Genellikle ilkbaharda eriyen kar sularının çukur alanlarda birikmesi sonucu meydana gelen, ilkbaharda vejetasyon döneminin sonunda veya yaz ortasında kuruyan küçük, durgun su kütleleridir. 

                 29. Tatlı Su Bataklıkları: Yeraltı suları, taşkın veya küçük akarsular ile sürekli sığ suların oluşturduğu,  büyüme mevsimi boyunca kökleri ve dip kısımları genellikle taban suyu altında kalan veya su yüzeyinin tamamının yüzen bir vejetasyon tarafından çevrelendiği, içerisinde veya civarında, ağaçların da dahil olduğu aside dirençli bitkilerin bulunduğu, anorganik topraklar üzerinde meydana gelmiş sulak alanlardır.

                                          

                 30. Turbalık: Özellikle deniz ve göl kıyılarında ortaya çıkan, düşük sıcaklıklı, yüksek asitli, az besin içeren ve oksijeni az ortamlarda ayrışma işlevinin yavaşlamasıyla ölü bitkilerin artıklarının turba olarak toplandığı sulak alanlardır.

                                                         

                 31. Deniz Ortamları: Açık denizlerin kıta sahanlığına kadar uzanan ve bağlantılı kıyı şeridini de kapsayan, estuarin ağızlarının haricinde tuzluluk oranı % 30’dan fazla ve litrede 35 gram çözünmüş madde içeren, su rejiminin özellikle açık denizin alçalma ve yükselme hareketleriyle belirlendiği, dalgalara ve açık deniz akıntılarına açık, doğal suların bulunduğu alanlardır.

                 32. Açık Kıyılar: Nehir ve lagünlerin etkilerinin olmadığı, deniz ortamlarının kara ile birleştikleri yerde meydana gelen sulak alanlardır.

                 33. Gelgit Şeridinin Altı: Bitki örtüsünden yoksun, gelgit çekildiğinde 6 metreden daha az sığlıktaki sürekli olarak su altında kalan alanlardır. 

                                                  

                 34. Gelgit Arası Alanlar: Periyodik gelgit hareketleriyle geçici olarak su altında kalan veya aynı şekilde açığa çıkan alanlardır.  

                                                         

                 35. Mercan Kayalıkları: Temeli bir kaya sırtı ya da tepecik olan, vejetasyon döneminde bitki örtüsü ile kaplı alanının oranı % 30’dan az olan, mercan, istridye ve benzer omurgasız kolonilerinden oluşmuş sulak alanlardır.

                                                                

                 36. Mangrovlar: Tropik ve subtropik kıyılarda gelgit sularının şekillendirdiği, suları az ya da çok tuzlu olabilen, tuzcul ağaçlar, çalılar ve diğer bitkilerin doğal olarak bulunduğu sulak alanlardır.

                                                                         

                 37.Tuzlu Su Gölü: Sürekli veya mevsimsel, tatlı-tuzlu sulu, tuzlu sulu veya alkalin sulu göller, tuzlalar ve bataklıklardır.

                 38. Yapay Sulak Alanlar: Ticari amaçla tatlı veya tuzlu su ortamlarında su kültürü/deniz kültürü yapılan alanlar, tarımsal sulak alanlar, tuz işletmeleri ile şehirsel/endüstriyel sulak alanlar ve su toplama sahalarıdır.

                 39. Su Kültürü/Deniz Kültürü Yapılan Alanlar: Karides ve balık göletleri gibi tatlı ve tuzlu su kültürü alanlarıdır.

                                                                          

                 40. Tarımsal Sulak Alanlar: Gölcükler, stoklama göletleri, çiftlik göletleri ile hendekler, kanallar ve çeltik tarlalarını kapsayan ve ayrıca sulama kanalları, sulu tarım alanları ile mevsimsel taşkınlara maruz kalan ekilebilen alanlardır.

                              

                 41. Tuz İşletmeleri: Ticari amaçla tuz üretiminin yapıldığı tuzla havuzları ve tuzlu alanlardır.

                                                            

                 42. Şehirsel/Endüstriyel Sulak Alanlar: Şehirsel/endüstriyel sulak alanlar, maden havuzları, taş ve çakıl ocakları, kazı ve hafriyat alanları, oksidasyon havuzları, arıtma tesislerinin lağım çiftlikleri ve çökeltme havuzlarını kapsayan alanlardır.

                 43. Su Toplama Alanları: Su toplama alanları, su seviyesinin kullanım ve su girdisine bağlı olarak değişebildiği, insan kullanımı, sulama ve hidroelektrik enerjisi üretimi amacıyla su tutulan rezervuarlardır.

                                                                                   

                 44. Kanalet ve Kanallar: Sulama amacıyla suyun taşındığı, çimento veya benzeri maddelerden yapılan taşıyıcı yapılardır. 

                                                         

                 45. Nehir Suyunu Durdurma Seddeleri: Nehir suyunun çeşitli amaçlar için belli bir dönem biriktirilmesi amacıyla inşa edilen yapılardır.      

                                                            

                   Sulak alanlara yönelik çevresel ve yönetsel tehditler:

                  Türkiye’de sulak alanların birçoğu mozaik bir yapıya sahiptir, Doğal koşullarda, deniz kıyılarında ve ovalardaki sulak alanların dağılımı sürekli değişim halindedir.                

                  Doğal unsurlar sulak alanları sürekli şekillendirmektedir. Bu habitatlarda yaşayan büyük ot oburların ve sucul kuş sürülerinin beslendikleri bitki örtüsü üzerindeki etkileri, bu habitatların dinamik yapısını oluşturan doğal etkenler arasındadır. Bunun yanı sıra olumsuz çevre koşulları ve düzensiz avcılık sulak alanların biyolojik dengesini bozmaktadır. Bazı durumlarda, değişimler ani ve dramatik, bazılarında ise yavaş yavaş gerçekleşmektedir. Günümüzde doğallığı bozulmamış çok az sayıda sulak alan vardır. Sulak alanlarda otlatma, saz kesimi, ağaççık ve çalıların kaldırılması ile tarım arazisine dönüştürme gibi faydalanmaların kontrol dışı olması büyük bir trajedidir. 

                                                   Meriç Deltası (Gala Gölü) Sulak Alanında otlatma

                  Bu gün Eber Gölünde yaşanan trajedi dikkat çekicidir. 1970’li yılların ortalarından itibaren, evsel atıklarla kirlenmeye başlayan Eber ve Karamuk göllerinin sazlarından kağıt elde etmek için Afyon kraft kağıt fabrikası, Bolvadin’de afyon sakızı işleyen alkoloid fabrikası kurulur.  Kağıt fabrikası Karamuk gölünü, alkoloid fabrikası Eber gölünü hızla kirletmeye başlar. Bir yandan da gölde avlanan avcı sayısı her geçen gün artar. O kadar ki  avcılar gölde avlanacak yer bulamamaktan yakınmaya başlar. Avcı baskısından bunalan ördekler Akşehir gölüne göçerler. Kirlenme giderek artar. Azalan balık nedeniyle balıkçılar saz kesmeye yönelirler. Çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle bazı kişiler gölün sazlarını yakarlar. Su samurları pinterlere girip ölür. Sazların aşırı tahribi sonucu saklanacak yer bulamayan saz kedileri vurulur. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi DSİ,  su regülasyonu gerekçesiyle Eber’in ortasından koca bir kanal geçirir. Gölün kaderini noktalamak için son adım da böylece atılmış olur. Bu kısır döngü halen sürmektedir. Doğru yönetilmesi halinde binlerce kişinin geçim kaynağı olabilecek, bu günkü getiriden kat kat fazlasını verebilecek bir sulak alanın acıklı hikayesi yürek sızlatıyor.

                                                                                              

                  Amik, Avlan göllerinin kurutulması, Meriç, Sakarya nehirlerinin kanala alınması bu sulak alanlarda ve bunlara bağlı havzalarda, öncelikle tarım, ormancılık ve hayvancılık, avcılık ve balıkçılık alanlarında ciddi kayıplara yol açmıştır. Sadece Meriç nehrinde, sulak alana müdahale sonucunda yılan balığı üretimindeki kayıp milyarlarca liradır. Amik ovası kurutulduğu için Yılan boyun kaybolmuştur. Bir kuş türü için 26 bin yıl evrim süresine gereksinim var olduğu düşünülürse olayın korkunçluğu ortaya çıkar. Yurdumuzda rastlanan 450 kuş türünün %40-45’i göçmen kuştur. Burdur Gölünde bulunan Dikkuyruklar (Oxyura leucocephala) Avrupa’daki popülasyonun %64’ünü oluşturur. Sulak alanlarda konaklayan göçmen kuşları için 60 önemli kuş alanının korunması hayati önem taşır. 

                                                                                      

                  Van Gölünde yaşayan İnci Kefali son yıllarda büyük ölçülere varan usulsüz avcılık nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. İç sularımıza balıklandırma gayesi ile bırakılan gök kuşağı alabalığının hastalıklar taşıması ve yırtıcı bir balık olması, yerli alabalığımız olan kahverengi alabalık (Salmo trutta) ve onun alt türleri olan Abant alası (Salmo trutta abanticus), dere alası popülasyonlarına, bazı yörelerde neslini tümüyle tüketmek dahil, önemli zararlar vermiştir.

                                                                                                        

                   Meriç deltası, Gala Gölü ve Tabiatı Koruma Alanı dahilindeki Küçük Gala, Pamuklu Göl ve çevresi ile bu alanların devamı olan etrafındaki sulak alanların karşı karşıya bulundukları tehditler devam etmektedir. Pamuklu Gölün doğu ve kuzeyinde yer alan tarımsal amaçlı ıslah çalışmalarına konu edilen alanlarda drenaj kanalları açılarak, suyun kanallara toplanmasının sağlanması suretiyle, sazlardan arındırılarak tarım arazisine dönüştürme çabaları halen sürmektedir. DSİ’nin Yeni Karpuzlu Göleti sulama projesi ile ve şahıslarca açılan kanallar sulak alan ekosistemini tehdit etmektedir. 

                   Tekirdağ Şerefli deresi çevre kirliliği nedeniyle Çanakkale Kavak deltası ise kontrolsüz tarım nedeniyle tehdit altında bulunan yerlerdendir. 

                                                                       

                   Ülkemizdeki sulak alanların hemen hemen tamamı kirlilik tehdidi altındadır. Bunun da nedeni sulak alanların, işe yaramayan, verimsiz, başta sıtma olmak üzere, çeşitli hastalıkların yayılmasında etken olan yerler olarak görülmesi, bu gerekçeyle kanalizasyon ve diğer atıkların boşaltım yeri olarak kullanılmasında sakınca olmadığının düşünülmesidir.

                   Kirliliğin nedeni olarak; sanayi atıklarının boşaltım yeri olarak kullanılması,   tarımda kullanılan kimyasal gübreler ve tarım ilaçlarıdır. Tarımda azot ve fosfatlı gübre kullanımı ayrıca ötrifikasyonu artırmaktadır.

                   Tarım ilaçları ile çevreye atılan kimyasal maddeler (Pestisidler) besin zinciri boyunca artarak depolanmaktadır. Buna bilim dilinde biyomagnifikasyon denmektedir. Suda sadece milyonda iki oranında olan pestisid depolama sonucu ördekte 1600’e çıkmış olduğu tespit edilmiştir. Böylece biyoakümülasyon olayının korkunç boyutu ortaya çıkmaktadır.

                                                             

                                                                      

                     Diğer bir konu da aynı habitatı paylaşan hayvanlardan bir veya birkaçının azalmasıyla veya ortadan kaybolmasıyla meydana gelen olumsuz değişikliklerdir. Buna örnek olarak; Su samuru azalınca meydanı boş bulan denizkestaneleri yosunları önemli sayıda azaltıyor. Denizyıldızı ortadan kaldırıldığında tür sayıları azalıyor.  

                   Özellikle akarsularımızın ve akarsularımızın beslendiği göl, bataklık, lagün, haliç gibi sulak alanların karşılaştığı diğer önemli bir sorun da baraj, bent türünden yapılardır. Bu yapılar, yasaların açık hükümlerine rağmen balık merdiveni, asansörü olmaksızın yapılmakta, bu ise balıkların üremesini olumsuz yönde etkilemektedir. Yine bu tür tesisler sulak alanlara su akışını durdurmakta veya çok azaltmakta, sonuçta sulak alanların, özelikle lagün sistemlerinin, ekolojik dengesi bozulmaktadır. 

                   Sulak alanlar için önemli bir tehlike de siltasyondur. Akarsu havzalarından su erozyonu ile taşınan toprak partikülleri önce ulaştıkları akarsuların bulanıklaşmasına, akarsu yatağının sığlaşmasına, akarsu ağızlarında deltalar oluşmasına neden olur.

                   Sulak Alanlar Yaban Hayatının Geliştirilmesi:

                   Sulak alanlar çok sayıda ve değişik türde yaban hayatının barınma, beslenme, korunma ve üreme sahalarıdır. Öte yandan büyük kuş göç yolları üzerinde bulunan ülkemizde sulak alanlar, başta su kuşları olmak üzere, göçmen kuşların zaman zaman kışlama ama hemen her zaman dinlenme, uzun yolculukları için enerji toplama bölgeleridir. 

                   Geçmişte gerekli özen gösterilmemiş sulak alanlarda yaban hayatının yeniden canlandırılması için gerekli önlemlerin alınması bir zorunluluktur. Böyle alanların daha önceleri tarıma tahsis edilenleri için yapılabilecek bir şey olmamasına karşın, çeşitli nedenlerle ekolojik koşulları bozulmuş olanların, alınabilecek önlemlerle, tekrar yaban hayatı ortamı olarak kazanılması mümkündür.     

Sulak alanların korunması ve devamlılığının sağlanması için mutlaka koruma statüsüne alınması gerekir. Sulak alanlar, çok verimli olduklarından, böyle yerlerde evcil ve yabanıl otçul hayvanların yoğun otlaması sonucu genel karakterlerini etkileyecek düzeyde bozulmalar olabilir. Bu nedenle sulak alanlarda evcil hayvanlar otlatılmayarak ve yılda birkaç döl oluşturarak aşırı çoğalma eğiliminde olan otçul yabani hayvanların popülasyon artışlarını kontrol altında tutarak vejetasyon korunmalıdır.

Bataklık alanlarda oluşturulacak su seviyesi kontrol yapıları ile buraların periyodik olarak drene edilmesi besin dolaşımını hızlandırır.

Sulak alanlarda yaşayan su kuşlarının yumurtlaması ve yavrularını barındırması için seyyar veya suni yapılan adacık şeklindeki platformlarla üremeleri ve korunmaları için yaşama ortamı sağlanmalıdır. 

                                                          

                   Sulak alanlarda çeltik ekimi, üzüm küspesiyle plankton oluşumu sağlanarak, sucul faunanın beslenmesi garanti altına alınmalıdır. Bunun yanında kışın zor iklim koşullarında periyodik yemlemeler yaparak su kuşlarının hayatta kalmalarının sağlanması gerekir.

                   Başarılı bir doğa koruması ve sürdürülebilir bir yönetim için ilk önce, alanın ne için olduğuna karar vermek gerekir; anahtar türlerin tercih ettiği yaşam koşulları ve bu koşulların nasıl yaratılması ve korunması gerektiği göz önünde tutulmalıdır. Bu amaca ulaşmanın en etkili yolu bir yönetim planı oluşturmakla başlar.

                 Sulak Alanların Karşı Karşıya Bulunduğu Sorunlar ve Çözüm Önerileri:

                 İlk Akdeniz uygarlıkları, kıyı bölgeleri ve sulak alanlar çevresinde yerleşmiş, su ve yapı malzemeleri açısından bu bölgelere bağımlı kalmışlardır. Kıyı ve iç bölgelerdeki suyolları ise ulaşım ve iletişim açısından büyük öneme sahiptir. Daha yakın çağlarda ise bu alanlar çoğunlukla toprak ve suyun daha iyi değerlendirilebileceği atıl alanlar ve hastalık verici yerler olarak görülmeye başlanmıştır. Bunu pek çok doğal sulak alanın kurutulmaya başlanması takip etmiştir. Sulak alanlar sadece drenaj tehlikesi ile karşı karşıya olmayıp başka pek çok faktör sulak alanların geleceğini tehdit etmektedir.

                 1) Nüfusun Kararlaştırılması: Nüfustaki aşırı artış yaşamın her alanında olduğu gibi sulak alanlar için de büyük bir tehdit olarak karşımıza çıkıyor. Nüfus artışı, kaynakların geleceği düşünülmeksizin sömürülmesini ve tüketilmesini beraberinde getirmektedir. Sulak alanların korunabilmesi için nüfus artışının önüne geçebilecek çalışmaların daha etkin hale getirilmesi şarttır. Aile planlaması açısından halka yeterli eğitim mutlaka verilmelidir.

                  2) Kaynaklar Üzerinde Talebin Azalması: Sürekli artan tarımsal ve endüstriyel üretim, başlı başına sulak alanları tahrip eden bir faktör olarak karşımızda durmaktadır. Geriye dönüşü olmayan doğal ortam kayıpları sürekli kalkınma ve üretim çılgınlığının yan etkileridir. Tarımsal politikalar tekrar gözden geçirilmeli, aşırı kaynak ve enerji tüketimi

Azaltılmalıdır. Sulama projelerinin, ekonomik ve çevresel açıdan sürdürülebilirliği uzun vadede yeniden ele alınmalı ve değerlendirilmelidir. Sulak alanların kaybına neden olan ekonomi politikaları ve sübvansiyon sistemleri yeniden değerlendirilmeli, sürdürülebilir bir ekonomik gelişmeyi teşvik edici yönde değiştirilmelidir.

                 3) Anlayış ve Bilincin Geliştirilmesi: Sulak alanlardaki bozulmanın önlenmesi sürecinde karşılaşılan başarısızlığın başlıca nedeni, sürdürülebilir bir yaşam modelinin dünya genelinde, insanların çoğunluğu tarafından destek görmeyişinden kaynaklanmaktadır. İnsanlar bu konuda bilinçsizdir ve karşı karşıya olduğumuz yok olma tehlikesinin farkında değillerdir. Basın ve yayın organları sulak alanların değerleri ve işlevleriyle ilgili topluma bilgi ve sorumluluk kazandıracak yayınlar yaparak tartışma ortamı yaratmalı, kamuoyunu ve hedef kitleleri eğitmelidirler.

                 4) Su Yönetimi Yaklaşımlarının Bütüncülleştirilmesi: Hemen hemen bütün sulak alanlar kendilerinden çok uzakta bulunan kaynaklanan yer altı ve yerüstü sular ile desteklenirler. Nehirler yer altı suları boşa akan sular olarak görülüp su kullanımı projeleriyle geri dönüşsüz olarak tüketilmektedirler.

                 Su kaynaklarının nitelik ve niceliklerinin planlanması ve yönetimi havza bazında ele alınmalıdır. Havzadaki su ihtiyacının da, miktarının da bilinmesi gerekmektedir. Bu ihtiyaçları belirlerken suyu içme-kullanma ve sulama gibi doğrudan kullanımlarının yanı sıra atık seyreltme, balıkçılık, gemi işletmeciliği gibi dolaylı kullanımlarını ve yaşam alanlarının devamlılığını sağlama, taban suyunu yenileme, deniz sularının içlere uzanmasını engelleme gibi ekolojik değerleri de göz önüne alınmalıdır.

                 5) Uluslararası Akarsuların Yönetimi: Paylaşılan nehirler ve sulak alanların kaynak değerlerinin adil dağılımı için uluslar arası işbirliğine gidilmelidir. Bugüne kadar nehirler bir sulak alan türü olarak ihmal edilmişlerdir. Bu nedenle araştırmacıların ve doğa korumacıların bunlara daha fazla ilgi göstermesi gerekmektedir.

                 6) Sulak Alan Yönetimi Yaklaşımlarının Bütüncülleştirilmesi: Yöresel ve ulusal düzeyde sulak alan politikalarını ve yönetimini yürütmek ve incelemek üzere sulak alanlar ve bunların havzalarıyla ilgili kuruluşlar arasında bütünleyici yönetim kuruluşları oluşturulmalıdır. Bütün sulak alanlar için entegre (bütüncül) yönetim planları hazırlanmalı ve uygulanmalıdır. Bütüncül sulak alan yönetiminde uluslararası bilgi ve deneyim alışverişi birçok durumda gereklidir. Bunun sağlanması için gereken platform ve yapılanma oluşturulmalıdır.

                 7) Sulak Alanlarla İlgili Politika ve Yasaların Geliştirilmesi: Yönetim planlarının ve çevre korumacılığıyla ilgili yasaların uygulanmasında ortaya çıkan başarısızlıkların nedenleri araştırılmalı ve olumlu etki edecek yönde değiştirilmelidir. Bu yasa ve politikaların uygulanmasını sağlayacak kurumlar yeniden düzenlenmeli ve güçlendirilmelidir. Ramsar denetleme mekanizması daha etkin bir şekilde kullanılmalıdır.

                 8) Teşviklerin Kaldırılması, Tahribata Karşı Caydırıcı Önlemler Alınması:  

                 Sulak alanların tahribatına, doğrudan ya da dolaylı olarak neden olan etkinliklere sağlanan parasal yardımlar kesilerek, uygun sulak alanların onarımına ayrılmalıdır. Sulak alanlardan su alımının ve bu alanlara su deşarjının gerçek maliyeti kullanıcılar tarafından karşılanmalıdır.

                 9) Gönüllü Kuruluşların Katılımı: Gönüllü kuruluşlar sulak alanların korunmasında önemli bir yere sahiptir. Bu kuruluşların özgürlüğü ve esnekliği, idealist çalışanları ve destekleyicileri olaylara, alanlara ve kamuoyuna yakınlıkları çok küçük bütçelerle etkili projeler ve kampanyalar hazırlayabilmeleri onlara büyük bir güç kazandırır.

Hükümetler, gönüllü kuruluşları Ramsar’a taraf ülkelerde kurulan ulusal sulak alan komiteleriyle sulak alan korumacılığına katılmaya teşvik etmelidir.

                 10) Sulak Alan Korumacılarının Eğitimi ve Yetiştirilmesi: Bütüncül çevre ve sulak alan yönetimi konusunun mühendislik, kültür balıkçılığı, su kaynakları ve arazi kullanım planlamacılığı gibi alanların eğitim programlarına ve biyoloji, coğrafya, antropoloji gibi derslere dahil edilmesine, öğrencileri ilk okuldan itibaren sulak alanlar konusunda bilinçlendirecek derslerin verilmesine ihtiyaç. Vardır. Sulak alanlar konusunda dersler verilmesi için okul ve üniversiteler teşvik edilmelidir. Çevre eğitimi programlarında araştırmacılar ve korumacılar doğrudan görev almalıdırlar.

                 11) Araştırma ve İzleme Tekniklerinin Yaygınlaştırılması: Sulak alan koruma stratejilerinin daha etkin uygulanmasına yönelik bilimsel araştırmalara ağırlık verilmeli; araştırmalar sağlıklı veriler üzerine dayandırılmalıdır. Bunlar uzun vadeli akademik hedeflerden çok, doğrudan koruma eylemleri ve politikaları konusuna yöneltilmelidir.

                 12) Balıkçılığın ve Kültür Balıkçılığı Projelerinin Düzenlenmesi: Aşırı balık avının azaltılmasına ve balıkların üremesi için önem taşıyan alanların (yumurtlama alanları gibi) onarımına yönelik önlemler belirlenmelidir. Doğal sulak alanlarda yoğun kültür balıkçılığına yönelik balık çiftliklerine yasaklama getirilmelidir. Yönetim kararlarına geçerli bir veri tabanı sağlayacak balıkçılık istatistikleri sürekli olarak tutulmalıdır.

                 13) Avcılığın Denetimi: Su kuşu avcılığı sulak alanlara doğrudan zarar vermez. Ancak bazı alanlarda o kadar yoğun olarak uygulanır ki doğal yaşama rahatsızlık verme, bazı kesimlerde tahribat yaratma, kurşun zehirlenmesi ve su kuşu popülasyonlarına zarar verme gibi olumsuzluklar yaratabilir.

                 Avcılık etkinliklerinin daha iyi yönetimi için ulusal ve uluslar arası mevzuat etkin olarak uygulanmalıdır. Sulak alan ve su kuşlarının korunması ve akılcı kullanımına avcı desteğinin sağlanması için bilgilendirme ve eğitim programları geliştirilmelidir.

                 14) Tuzlaların Korunması: Tuz çıkarımı, tuzlaların yüzyıllardır başlıca sorunu olmuştur. Ayrıca tuzlalar, başta martı, sumru ve kumkuşu gibi su kuşları olmak üzere, önemli canlı topluluklarını barındırırlar.

                 Bu türler, tuzlaları üreme, kışlama ve göç sırasında konaklama alanı olarak kullanırlar. Flamingo ve suna gibi kuş türleri, üreme ve beslenme için neredeyse tamamen tuzlalara bağımlıdırlar.

                                           

                         

                 

                                                               

                                                                     

                 Tuzlaların doğal değerleri ön plana çıkarılmalı, koruma çalışmalarına dahil edilmelidir. Bu alanlardaki doğal yaşamı ortadan kaldıracak değişim projelerine sağlanan destekler durdurulmalıdır.         

                 Hükümetler, uluslararası kurumlar ve tuzla sahipleri, tuzlaların tehdit altındaki ender ve özel korumaya alınmış türler için önemi konusunda bilgilendirilmelidir.

                 15) Sulak Alanlarda Kirliliğin Önlenmesi: Sulak alanlarda görülen en önemli kirlilik nedenlerinden biri de alana giren besin maddelerinin artışıdır. Sulak alanlar, tarımsal ve şehir kanalizasyonlarından gelen aşırı miktarda azot ve fosfor için alıcı ortamlardır.        

                 Günümüzde, gecikmiş olmakla birlikte fosfatsız deterjanlar satılmaktadır. Buna karşılık tarımda fosforlu gübre kullanımı artmaktadır.

                 Kirletici atık su kaynakları belirlenmeli ve zararlı organik kirleticiler ile besin maddelerinden temizlenmek için arıtmaya tabi tutulmalıdır. Masraflar halktan değil kirletenlerden alınmalıdır.

                 Ucuz ya da düşük enerjili alternatif arıtma sistemleri (örneğin; sazlık alanlar) araştırılmalı, kirletici kaynağın bulunduğu noktaya ve yayıldığı alana yapılmalıdır.

                                                     Gala Gölü Sazlıkları

                    Endüstriyel ve tarımsal planlamacılar ile yasa düzenleyicilerin tarımsal kaynaklı kirlenmeden kaçınılması konusunda uyarılmaları gerekmektedir. Kimi durumlarda tarım alanları ile sulak alanlar arasında tampon bölge oluşturmak da gerekebilir.

                    Kentsel alanlarda yeterli sayıda kanalizasyon arıtma tesisi yapmaya yönelik her türlü çaba sarf edilmeli, bu tesisler yaptırım gücüne sahip kuruluşlarca düzenli olarak izlenmeli ve denetlenmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.