BİZİM FİİLLERİMİZ-II Doç. Dr. Kenan ACAR
Bu sitede 2021-2025 yılları arasında yazdığım elliden fazla yazıda Kandıra ve çevresinde kullanılan ancak bugün unutulmaya yüz tutmuş çok sayıda kelimeye değinmiş, bendeki çağrışımlarıyla birlikte okuyucularımın dikkatine sunmuştum. Bundan sonraki birkaç yazıda bunlarda yer almayan, sonradan hatırlayıp ya da kullanımına şahit olup bir kenara yazdığım bazı kelimelere değinmek istiyorum. Fiillerle başlayalım:
Bizde bızıkmak diye bir söz kullanılırdı eskiden. Özellikle de çocuklar arasında. Bir oyun kurulur, coşku ve heyecan içinde hep birlikte oynanır; tam herkes kendini oyuna kaptırmışken biri oynamaktan vaz geçip oyunbozanlık ederdi. Hiçbir geçerli sebep yokken oyunu terk etmeye bızıkmak denirdi. Geçerli sebep yokken dedik ama görünmeyen geçerli bir sebep vardır aslında. Oyunun gidişatının kendisinin veya takım arkadaşlarının aleyhine döndüğünü fark eden çocuklardan biri yapardı bunu. Tabii muhtemel yenilgiyi kendine yediremediği için, kişilikçe biraz zayıf olan biri. Top oynanıyorsa topu, topaç çevriliyorsa topacı bir yerlere fırlatır ya da kendine aitse alıp giderdi. Diğerlerinin yalvarıp yakarması da fayda etmezdi. Bu söz genel dildeki “mızıkmak” sözünün köylerimizdeki biçiminden başka bir şey değil tabii. Daha çok çocuk dilinde görülse de büyükler arasında da “var olan bir anlaşmayı bozmak, yan çizmek, sözünden caymak” anlamında büyüklerden de duyardık bu sözü. Bazen yenilgiyi öngörüp pes etmek için…
Çiçilenmek, daha çok küçük kız çocuklarının yaptığı bir şeydi. Bir nevi şımarıp yaramazlık yapmak. Büyüklerin kendisine gösterdiği sevgi ve ilginin artması durumunda çiçilenirdi bizim çocukluğumuzun küçük, sevimli kız çocukları. Bir yandan kafasını sağa sola sallayıp sevinç çığlığına benzer çığlıklar atar, bazen bildiği bir şarkı, tekerleme vb. bir şeyi bağırarak söyler, çevresindekilere sırnaşır veya sataşırlardı. Her şeyi bırakıp bana bakın, sadece benimle ilgilenin demekti aslında bu. Çok da kızılmazdı bu hareketi yapan ufaklıklara. Sadece “Çiçilenme, uslu dur!” denirdi. Ancak bu sözler bile sevgi ile söylendiğinden dikkate alınmaz, daha fazla çiçilenilirdi. Kendisini uyaran büyüğün gözündeki sevgi pırıltılarını görürdü çünkü küçük yaramazlar.
Gözlerini belertmek, karşısındaki insanı korkutan bir bakışı ifade eden bir sözdü. Genellikle çok öfkelenen insanların yaptığı bir hareketti tabii. Gözler sanki yerinden fırlayacakmış gibi büyükçe açıldığındaki durumu ifade ederdi bu söz. Böyle bakan bir insanla artık fazla bir şey konuşulamaz. En iyisi sözü alttan almak veya orayı terk edip gözlerini belerten bu kişinin sakinleşip normale dönmesini beklemektir. Öfke kontrolü olmayan insanların böyle bakışına zangır zangır bir titreme ve kıpkırmızı olmuş bir yüz eşlik eder. Hiç durmayın, hemen terk edin orayı…
Eskiden pek tavuk yiyemezdik biz. Şimdiki gibi her köşede bir market, her markette çeşit çeşit işlenip paketlenmiş tavuk ve tavuk ürünleri yoktu. Ama o zamanın tavukları da tavuktu yani. Yediğinizde dilinizde ve damağınızda tavuk tadı bırakırdı. Şimdikiler gibi tatsız tuzsuz değil, bugünün yerli yersiz kullanılan tabiriyle “organik” idi o tavuklar. Değerliydi. Köylerde yaşayanlar şehirdekileri davet edecekleri zaman karşısındakini etkilemek için “Sana tavuk keseceğim bak gelirsen!” derdi. Gerçekten de değerli bir misafir geldiğinde kümesten veya etrafta rahatça gezinen tavuklardan birini yakalar ve keserlerdi. Kesilip tüyleri yolunan bu tavuk hemen tencereye konmaz, üzerinde kalan çok ince, gözle görülemeyecek tüyler olabilir diye uzaktan hafifçe ateşe tutulurdu. Bir bakıma sterilize edilirdi. İşte bu işleme hötelemek denirdi bizim köylerimizde. Bu kelimenin diğer bir anlamı da “bir kişiyi herhangi bir şey söylemek veya yanlış bir davranışından dolayı dikatini çekip ikaz etmek için sürekli dürtmek yani dürtüklemek” idi.
Kişnemek, atlara mahsus bir harekettir günlük dilimizde. Kedinin miyavlaması, köpeğin havlaması, aslanın kükremesi gibi atların kendine mahsus bir ses çıkartmasıdır. Üst perdeden bir ses çıkartmak. Onların bu hareketi, Kandıra ve çevresinde mecaz yoluyla bir insan davranışını da ifade eder olmuştur. İstenmeyen bir insan davranışını kınama ifadesiyle dile getirmek için kullanılır. “Saygısızca, sürekli ve yüksek sesle gülmek” demektir bizde kişnemek. Çevresindekileri yok sayan, onları rahatsız etmekten çekinmeyen arsız insanlarda görülür. Sırıtmanın çok ve yüksek sesli edepsiz versiyonudur. Genellikle dikkatleri kendine çekmek amacıyla yapar kişilik sıkıntısı olan insan tipleri bu hareketi. Burnu havada, kibir abidesi, çevresindeki herkesi küçümseyen insan tipine mahsustur kişnemek…
İyice yaşlanmak, yaşlandığı için de her tarafı sarkmak, dolayısıyla hareketsiz hâle gelmektir marsımak. Genellikle çok uzun yaşayan insan ve hayvanlarda görülür. Çağımızda artık insan ömrü çok da uzun olmadığından marsıyacak kadar yaşayan pek yok çevremizde. Olumsuzluk içeren bir eylemdir. Bu duruma gelen insanlar için kullanılan “marsık” sıfatını başka bir yazımda anlatmıştım. Bugün daha çok hayvanlar için kullanılıyor bu sıfat ve marsımak eylemi. Örneğin uzun yıllar sonra ziyaret ettiğimiz bir yakınımızın evinin bahçesinde bir kenarda yayılarak yattığını, eskisi gibi sağa sola koşmadığını gördüğümüz köpeği için “Artık marsımış bu hayvan, yerinden kalkamıyor” ifadesini kullanırız.
İlgi çekici bir sözdür bizim köylerimizdeki ofartmak sözü. Aslında tanıdık bir sözün Kandıra versiyonudur da pek farkına varmayız. İki ses değişikliği ile tanınmaz hâle gelmiştir. “Abartmak” fiilinden başka bir şey değildir. Olduğundan büyük veya fazla göstermek için yapılan eylemin adeta kelimenin kendisine yansımış biçimidir. Ava gidenlerin gerçek sınırlarını zorlayan hayalî av hikâyelerini anlatırken yaptıkları bir şey. Sanki ısrar ve gereksiz uzatma bildiren “off” sözünün abartmak eylemine bulaşmış biçimi gibidir. Bulaşmış da bu gereksiz ısrar ve uzatmanın kelimedeki a’sını o sesine, b’sini de f sesine dündürmüş biçimi. Abartmanın sınırlarını zorlayan kişiler “Ofartma!” diye uyarılır bizim köylerimizde.
Taraşlamak sözü vardı eskiden. Bir yerde bir şeyi ararken dikkatsizce etrafı dağıtmak demekti. Sabırsızlık ve telâş içinde yapılan aramalardaki aşırılığı anlatırdı. Aşırı derecede odaklanıp aradığını bulana kadar eline geçen her şeyi fırlatıp atmayı. Çoğu zaman da sonuçsuz kalırdı tabii bu aramalar. Telâş ve sabırsızlık dikkatsizliği getirir, dikkatsizlik de bazen gözünün önünde olduğu hâlde aradığını bulamamayı. Annneler böyle yapan çocuklarını “Ne bu odanın hâli böyle? Her tarafı taraşlamışsın!” diye azarlardı.
Türkçe Sözlük’te ve genel dildeki “musallat olmak” sözü pek kullanılmaz bizim köylerimizde. Onun yerine “tebelleş olmak” fiilini kullanır bizim insanlarımız. Sanki daha sevimli bir ifade gibi. Ünlülerinin inceliğinden öyle bir etki bırakıyor. Ancak anlamı öyle değil: Bir türlü kurtulup başımızdan savamadığımız, yapışkan gibi yapışan insan tipinin hareketidir. Bazen hastalık, dert vb. istenmeyen ve bir türlü geçmeyen şeyler için de kullanılır ancak bu kullanımı azdır. Sürekli peşimizden gelip rahatsız edici hareketlerde bulunanları “Git başımdan, tebelleş olma bana!” diye yanımızdan savmaya çalışırdık şehirlileşip orada “musallat olmak” sözünü öğrenene kadar biz…
Bizim köylerimizde veya köy kökenli mahallelerimizde yaynımak veya yerinden yaynımak sözü kullanılır. Sürekli veya uzun süreli olarak bulunulan bir yerden başka biri rahatsız ettiği için ayrılmak zorunda kalkıp harekete geçmek, orayı terk etmek demektir. Daha çok kanatlı hayvanlar için, bazen de insanlar için kullanılır. Örneğin yavrulamak için kuluçka vaziyetinde yatan anne tavuk veya kuş rahatsız edilmez. Ürkmesin diye yanına yaklaşılmaz, ses çıkartılmaz. Bunlar yapılırsa hayvan yerinden yaynır, yuvasını, folluğu ve yumurtalarını terk eder, bir daha gelmez. Böyle olduğu için de o yumurtalardan artık yavru kuş veya civciv çıkmaz. Hayvancağızı yerinden yaynıtmamak gerekir. İnsanlar için de killanılır bu fiil. Çoğunlukla da olumsuz anlamda, eleştiri maksadıyla. Kalkıp getirmesi için kendisinden bir şey istendiği halde oturduğu veya yattığı yerden kıpırdamayan insan, “Yerinden yaynıma sen, yumurtaların soğur!” diye eleştirilir. Bazen olumsuzluk taşımayan mecburiyetten kaynaklanan yerini terk etme eylemi için de kullanılır tabii bu söz.
Yepelemek diye bir söz var Kandıra ve çevresindeki Manav köylerinde. Bir insanı memnun etmek, onun gönlünü büyütmek için hoşuna giden sözler söylemek anlamında. Yaltaklanmak eyleminin sözlü biçimi gibi ama ondan biraz farklı: Yaltaklanmak, bir çıkar elde etmek amacıyla maddî ve manevî bakımdan kendinden büyük veya yüksekte olan birine karşı hem söz hem hareketle bir şeyler yapmaktır. Ancak yepelemek çıkar amaçlı olmayabildiği gibi büyükler tarafından küçüklere karşı da yapılabilir. Yani yaltaklanmak gibi tek yönlü değil, iki yönlü bir harekettir. Örneğin bir anne veya baba çocuğunu sevgisinden dolayı yepeleyebilir.
Son olarak yumcurmak sözünden bahsedelim biraz: Bir tür buruşturmak demektir yumcurmak. Ancak ondan biraz farklıdır. Genellikle teneke bazen de kâğıt, karton gibi maddeleri daha bir kuvvetle ve ısrarla, güç kullanarak buruşturup hacimce küçültmek demektir. Söz gelimi bir yağ tenekesi veya teneke kutuyu atmak veya daha dar bir alanda muhafaza etmek için elinizle iyice birkaç defe değişik yerlerinden tutup sıkar yani yumcurursunuz. Artık o kullanılamaz hâle gelir, bir bakıma buruşur.
Başka kelimelerimizde buluşmak dileğiyle…
