Kuraklık ve Çölleşme- Mustafa KÜPÇÜ

Doğaya İhanetin Bedeli:

Havalardan memnun musunuz?

Ya mevsimler?

Yaz sıcağında dolu yağması,

gök delinmiş gibi birden bastıran şiddetli yağmurlarla kentlerin sel baskınlarına uğraması,

buna karşın barajların yeterince dolmaması,

su kıtlığının giderek artan bir “YAŞAMSAL SORUN” haline gelmesi,

ormanların ve meraların maden ocakları ve HES’lerle talan edilmesi,

tarım alanlarının yok olması,

yaban hayvanlarının ve arıların yok olması,

Konya ovasının 300’ün üzerinde OBRUK ile delik deşik olması,

salgın hastalıklar,

SİZİ DÜŞÜNDÜRMÜYOR MU?

Çocuklarınızın, torunlarınızın geleceği için kaygılanmıyor musunuz?

Peki, bu ard arda gelen ve “DOĞAL FELAKET” saydığımız olayların nedeni nedir?

Bugün, “Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü” imiş!

Ülkemizin ve dünyamızın başına gelen felaketlerin NEDENİ üzerine düşünüyor musunuz?

Yoksa;

Bunları düşünmek ve gerekli önlemleri almak siyasal karar vericilerin işi” mi diyorsunuz?

Ülkemizle ilgili birkaç haberden örnekler verelim;

Tekirdağ Ergene’de analiz edilen 2 milyon 800 bin metrekare tarım alanında normalden 17 kat krom, 2 kat nikel çıktı! Bu alanlarda ekilip biçilen, buğday başta olmak üzere birçok tarım ürünü bu zehirlerle besleniyor! ERGENE nehrine sanayi tesislerinin zehirli atıkları boşaltılıyor! “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı neden önlem almıyor?” Bu bakanlığın işi, “İmar Plan değişikleri ile birilerine RANT yaratmak mıdır? Yalnızca Ergene mi? Marmara Denizi’ne suyunu boşaltan birçok nehir benzer şekilde nehirlerimize, denizlerimize ZEHİR boşaltıyor! Marmara’daki “Müsülaj” belası nereden geldi?

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; Jeotermal santrallerin yüzde 61’i tarım arazileri üzerinde kurulmuş! Tarım topraklarının suyunu yok ederseniz, tarım toprağı kalır mı?

Bursa Mudanya’da 3 köyün 3 bin dönüm arazisini sulayan baraj kurumuş! Şaşırmalı mı, oturup ağlamalı mı?

Manisa’nın “Kuş Cenneti” olarak bilinen Marmara Gölü hızla kuruyor. Gölde balıkçılık bitmiş! Türkiye genelinde 59 gölden 7’si artık geri dönüşü olmayan bir noktaya gelmiş.

Ülkemizin en güzel ormanları ve yaban hayatı siyanürle altın arama, taşocakları ve HES inşaatlarıyla yok ediliyor. Akarsular kuruyor. Ege ve Akdeniz’in en güzel doğal alanları maden ocakları ile talan ediliyor. Ülkemizin dört bir yanındaki bu korkunç kıyıma karşı çıkan, topraklarını ve su kaynaklarını korumak için direnen vatandaşlar hoyratça itilip kakılıyor. Bu mu doğaya ve insana saygı?

Ormanlar ve kent çevrelerindeki yeşil alanlar, tarımsal alanlar yok edilirse, kentler BETON YIĞINI haline gelirse, yağan yağmurlar boşa akıp gitmez mi? Sonra, yaşamak için en temel ihtiyacımız olan İÇİLEBİLİR SU kaynaklarımız tükenmez mi?

Bir türlü filtre taktıramadığımız, havayı, toprağı ve insanları zehirleyen TERMİK SANTRALLER geleceğimizi nasıl yok ediyor? Farkında mıyız?

Daha pek çok içler acısı DOĞAYA İHANET örnekleri verebiliriz. Arif olana bu kadarı da yeter!

Ezcümle;

Doğa’ya ihanet, insanca yaşam hakkımıza alenen tecavüzdür!

Bu aymazlık sürüp giderse, “kuraklık ve çölleşme” önlenebilir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.