Mustafa KÜPÇÜ Köşe Yazılarından

 Mustafa Küpçü

Mustafa Küpçü

+

İnancımıza göre; her insanın bir “kaderi” vardır.

“Kadere inanmak” inancın temelidir.

Ancak; “kader” ile kastedilen nedir?

DOĞA, canlı varlıkların anasıdır.

Doğada ormanlar, akarsular, göller, denizler, hayvanlar ve insanlar yaşar. Ve her canlı varlığın da bir ömrü vardır.

Ormanlar; diğer tüm canlı varlıkların yaşaması için OKSİJEN üretir.

Eğer, İNSAN denilen varlık ormanlara vahşice saldırıyor ve tüketiyorsa, insanlığın ve diğer tüm canlıların kaderi ile de oynuyor, ömrünü kısaltıyor.

Denizlerin, akarsuların, göllerin kirletilmesi, maddi kazançlar uğruna TARIM TOPRAKLARI yok ediliyorsa, saldırıya uğrayan yine tüm canlılardır. Bu vahşet ise “kader” ile açıklanamaz!

Her insan, bir gün bedensel yaşamını yitirecektir. Bu da bir kaderdir.

İyi de insan ve toplum yaşamında karşımıza çıkan olumlu ya da olumsuz olayların temel nedeni “Kader” midir?

Kutsal kitabımız Kur’an’ı tefsir edebilecek kadar engin bir bilgi ve inanca sahip olan Mehmet Akif Ersoy, “Mütevekkil” adlı şiirinde bu sorunun net yanıtını veriyor. Merak eden okur ve düşünür!

İnandığını söylediği İslam dininin kutsal kitabında Yaradan’ın ilk emri “OKU” olduğu halde okumayan; Kur’an’da bir çok ayette “AKLINI KULLAN” emrine rağmen aklını kullanmayan; İslam dininde “Ruhban sınıfı” yani Allah ile kul arasında ARACI” olmadığı halde, yüzlerce Cemaat ve Tarikat’ın insana ve siyasete çullandığı bir ülkede, “yoz-yobaz ve siyaset kölesi” kişilerin yalanlarına inanan cehalet sınıfına bu gerçeği anlatmak mümkün değildir!

Nereye gelmek istiyorum?

Kimilerine göre; insanın kaderini belirleyen doğduğu evdir.

Bu görüşü bütünüyle yok saymak mümkün değil.

Yoksul bir ailede doğan ve büyümeye çalışan bir insanın kaderi daha anne karnında belirlenmeye başlar. Kendisi “sağlıklı ve dengeli beslenemeyen bir anne, bedeninde büyüyen çocuğun sağlıklı beslenmesini sağlayamaz. Yaşama gözünü açtıktan sonra, yoksulluğun pençesindedir insan. Ne sağlıklı beslenme, ne onu “nitelikli insan” olarak yetiştirecek bir eğitim olanağı ne de “sevgi ile büyüme” olanağı yoktur! Bu ülkede, sokaklarda yaşayan 23 bin çocuğumuz var! Tinerci çocuklar, cinsel istismara uğrayan, suç batağına batan, organları çalınan çocukların sayısı ise çok daha fazla!

Ancak, “kaderini kendi iradesiyle belirleyen” insanlar da var.

Örnek mi? Üç arkadaşıyla köyünden yaya olarak çıkıp, yüz küsur kilometre ötedeki Köy Enstitüsü’nün kapısını çalan ve gördüğü eğitim ve yaşam koşulları ile bu ülkede iz bırakan Ümit Kaftancıoğlu, ya da; yoksul bir ailenin çocuğu olduğu halde, NOBEL ödülü sahibi olan Aziz Sancar ve yurt dışında başarılarıyla gurur duyduğumuz nice insan var.

Bu noktada sorulması gereken şudur; “Bu insanlar neden kendi ülkelerinde başarı gösteremiyorlar?”

Çünkü;

●      Bu ülkede, insanlar “sağlıklı ve dengeli” beslenemiyorlar!

●      Bu ülkede, “toplumun temeli” olan AİLE korunamıyor!

●      Bu ülkede, eğitim düzeni “nitelikli işgücü” yetiştirmiyor! Aksine, cehaleti besliyor! Vatandaşını “İmam Hatip” dayatması yapanlar kendi çocuklarını yurtdışında okutuyor!

●      Bu ülkede, eğitim ve sağlık düzeni, “ticari meta” olmuş! “Sosyal Devlet” Anayasa’da unutulmuş!

●      Bu ülkede, “üretimsizlik ve işsizlik” ülkenin en büyük sorunu.

●      Bu ülkede, bilim ve sanat insanlarına saygı yok!

●      Bu ülkede, “HALKA HİZMET” sözüyle yönetim görevini üstlenen siyaset düzeni, “EGEMEN GÜÇ” haline geliyor! Demokrasi kültürü gelişmiş ülkelerde yöneticiler de vatandaş gibi yasa ve kurallara uymakla yükümlü. Örnek; “Norveç Başbakanı 10 kişi ile sınırlanan toplantıyı 13 kişi ile yaptığı için para cezasına çarptırılıyor! Alman Başbakanı “Pandemi sürecinde hata yaptık” diye halkından özür diliyor!

Daha pek çok örnek vermek mümkün.

Son söz; Elbette “kader” denilen bir gerçek var. Ancak, “aklını kullanan insan” kendi kaderini kendisi belirliyor!

GÜCE ve HAKSIZLIĞA boyun eğmiyor! 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir