.
KANDIRA’DA DOĞMAK, KANDIRALI OLMAK
Kandıralı olmak dedik ya, gözümde birçok anı canlanıyor. Tam da Kurban Bayramı arefesinde olduğumuz şu günlerde bayramlarla ilgili anılarım geldi aklıma. Benim çocukluğumda köylerde camiler yoktu. Köylerdeki erkekler bayram namazı kılmaya Kandıra’ya gelirlerdi. Annem anlatır ben hatırlamıyorum, köylerden gelen misafirlerin bir kısmı arefe akşamından gelip yatıya da kalırlarmış. Rahmetli dedem, rahmetli babam çarşı esnafı olduklarından bayram namazından sonra evimizde köylerden gelenlere bayram yemeği verirdik. Bizim gibi esnaf olan bütün evlerde de yemek verilirdi. Dedem camiden çıkar çıkmaz kapının iki kanadını da açar, misafirleri eve davet ederdi. Kaç defa sofra kurulurdu hiç bilmiyorum.
Yemek menüsü hep aynıydı, hiç değişmezdi. Arpa şehriye çorbası, etli patates yemeği, nohutlu pilav, üzüm hoşafı; tatlı olarak da zerde. Rahmetli babaannem büyük bir bakır karavanada nohutlu pilav yapardı. Bir de bayramların olmazsa olmazı , lokum. Cevizlisi, peynirlisi, üzümlüsü… Bayram kahvaltılarında lokum olmazsa eksik hissederdik, üzülürdük. Hala da öyle. Bu adet o günlerden bu günlere devam ediyor.
Yemek işi bittikten, etraf toparlandıktan sonra annemle çayımızı, lokumumuzu alıp üst katta camın önündeki sedirde oturmayı çok severdik. Bayramlıklarını giymiş çocukların gezmesini, mutluluklarını izlemek çok güzeldi. Kapıya gelen çocuklara şekerin yanında mendil ve çorap da verilirdi.
Kurban bayramlarında nişanlı olan kıza Koç hediye götürmek adetti. Koç süslenir püslenir, dallarına da altın veya bilezik takılırdı. Şimdi bu adet devam ediyor mu bilmiyorum. Ama sanırım bu ekonomik şartlarda oldukça zor.
O günleri çok özlüyorum. Artık herkes bayramları tatil olarak görüyor, tatile gitmeyi tercih ediyor. Naçizane sizleri eski bayramlara götürmek istedim. Gelenek ve göreneklerimizi devam ettirmek dileğiyle. Sürçülisan ettiysem affola. Hoşçakalın , sağlıkla sevgiyle kalın. İyi bayramlar.