Türkiye’nin Azalan Memeli Hayvanları-Yüksek Orman Mühendisi Erkan KAYAÖZ

TÜRKİYE’NİN AZALAN MEMELİ HAYVANLARI

                   Tarihsel süreç:

                   Yapılan bilimsel çalışma sonuçlarına göre; dünyamız 5 milyar yaşındadır. Biyolojik evrim tarihinin 3 milyar yıl kadar gerilere uzandığı izlenebilmektedir. Hayvanlar aleminde ilk canlılık 800 milyon yıl önce yeryüzünde görülmeye başlamıştır. Bu tarihten günümüze fosil materyalinin yaşı izlendiğinde; 300-400 milyon yıl önce denizlerde balıkların, 250 milyon yıl önce ise sürüngenlerin, kuşların yeryüzünde görülmeye başladığını fosillerden anlıyoruz. Bu gelişim süreci içinde memelilerin ortaya çıkışları 65 milyon yıl öncesine dayanmaktadır. Bu noktadan sonra evrim süreci ile tür çeşitliliğine doğru bir gelişim olmuştur. Yeryüzünde memelilerin dağılımını etkileyen en önemli faktörler, iklim ve jeolojik olayların değişimi olarak görülmektedir. 

    

                   Günümüzden 250 milyon yıl önce dünyanın tek kara parçası olduğu, tarihsel süreç içinde parçalanma ile canlı formların kıtalara dağılımı gerçekleşmiştir. Geçen süreç içinde Anadolu yarımadası defalarca Avrupa kıtası ile bağlantı kurmuş veya bu kıtadan ayrılmıştır. Bu jeolojik hareketlerin yanında son 2 milyon yıl içinde Avrupa’da en az 4 kez buzul devrinin yaşanması sonucunda görülen iklim değişiklikleri, hayvanları bu kıtadan zorunlu olarak Anadolu’ya göçüne neden olmuştur. Bu şekilde kuzeyden gelen hayvanların yanında güneyden gelen çöl kökenli bazı türler, Anadolu’daki zengin tür çeşitliliğini oluşturmuşlardır. Bu bilgiler ışığında ülkemizde 120 civarında memeli hayvan türü yaşadığı bilinmektedir. 

                    Hayvan sayılarında görülen azalmalar:

                   Yabani memelilerin yaşama alanları olan otlak, orman, sular gibi ekosistemler içinde insanın doğrudan faydalandığı veya yetiştirdiği bazı ürünlerin paylaşılması yüzünden yayılma ve çoğalma konusunda en çok insan baskısıyla karşı karşıya kalan omurgalı sınıfıdır. Bunun yanı sıra Türkiye gibi kıtalararası bir köprü üzerinde yaşayanları, insanları göç ve savaşlarının da etkilerine dayanma zorunda kalmışlardır. İnsanların sebep oldukları doğal zararlar, Anadolu’daki ormanları yavaş yavaş ortadan kaldırması, memelilerin yaşamlarını büyük ölçüde etkilemiştir. Anadolu’da yaşayan insan topluluklarının değişik yaşam tarzları, inanç ve kültürleri çoğu zaman memelilerin aleyhine sonuçlar doğurmuştur. Tarihsel süreç içinde Anadolu’da yerleşik insan topluluklarının bulunması ve şehirleşme gayretleri, memelileri sürekli bir kaçış trendi içinde tutmuştur. 

                  Yabani memeliler üzerindeki bilimsel araştırmalar 18. yüzyılda başlamış olduğundan, dünyanın bir çok yerlerinde yaşayan memelilerin yayılma ve popülasyon yoğunlukları henüz tam olarak saptanamamıştır. Türkiye’de bu araştırmalar; Pierre de Tchihatcef’in 1847-1858 yılları arasında Anadolu’da yaptığı araştırma gezileri ve bunların sonuçlarını içeren sekiz cilt ve üç atlastan oluşan Asie Mineure ve 1864-1877 yılları arasında üç baskı yapmış olan Le Bosphore et Costantinople adlı eserleri ve Danforth  Alston’un sonuçlarını 1877-1880 de yayımladıkları gezileri ile başlamıştır. Fakat bu güne kadar tek tük çeşitler veren süreksiz çalışmaları aşarak olumlu bir gelişme gösterememiştir. Bu yüzden Türkiye’nin memelilerinin popülasyon dinamikleri hakkında kapsamlı bir çalışma bulunmamaktadır.

                  Türkiye’nin memeli türleri ve yayılışlarını saptamak amacıyla yapılan gezilerde, köy yaşlıları, korucuları, avcıları ile avcı dernekleri ve basın organlarında çıkan haberlerden elde edilen bilgilerin yanı sıra, bire bir yapılan gözlemler ve fotoğrafların değerlendirilmesiyle memeliler hakkında fikir verecek bazı faktörler ve sonuçlar ortaya çıkmıştır.

                  Memelilerimizin azalmalarında etki yapan faktörler:

  1. Ormanların azalması: Yaşama alanını daraltarak doğrudan doğruya veya azalan kaynak ve akarsular yoluyla dolaylı olarak.
  2. İnsan nüfusunun artması: Ormanları azaltmak, avcılığı memeli hayvanların kökünü kurutacak derecede yapmak, tarım alanlarını genişletmek, daha fazla verim için sulamayı artırmak.
  3. Sanayi ve evsel atıklar: Akarsulara ve denizlere arıtmasız bir şekilde bırakılan organik atıkların içinde bulunan organoklorin bileşiklerinin hayvanlar üzerindeki toksik etkileri.                     
  4. Kontrolsüz kimyevi gübreleme: Arazi klasifikasyonuna uygun kimyevi gübrenin teknik olarak kullanılmayışı sonucunda doğrudan veya dolaylı zehirlenmeler.
  5. Tarım ilaçları: Tarım zararlıları için kullanılan pestisidlerin doğrudan veya dolaylı etkileri. 
  6. Hoşgörüsüzlük: Halkın yabani memeliler hakkında bilgisi çok az olduğundan kısmen merak, kısmen korku ile hiçbir yabani memeliye hoşgörülü davranmamaktadır. Hayvanları eti ve kürkü için, yarasın veya yaramasın kovmak veya öldürmek gibi eylemler.
  7. Yasal boşluklar: 4915 Sayılı Kara Avcılığı Kanunu ve Merkez Av Komisyonu kararlarında, popülasyon envanterine dayanmayan av limitleri ile avlanacak hayvanların kota tespitleridir. Bu aynı zamanda hayvanların yaşam hakkına büyük saygısızlıktır.

                  Azalan memeli türlerimiz:

                  Carnivora takımından:

                  Canis lupus campestris Dwigubski (Kurt)

                                   Kurt                                                             Kurt sürüsü   

                  İnsan nüfusunun artması yüzünden 30 yıl önce kış boyunca çoğu yerde rastlandığı ve evcil hayvanlara zarar verdiği yerlerde bu gün görülmez olduğu veya çok ender görüldüğü herkesçe bilinmektedir. Besin zincirinin en üstünde yer alan bu memelimizin varlığı, diğer memelilerin popülasyon dinamiği üzerindeki olumlu etkileri bilimsel olarak ispatlanmıştır. 

                  Ursus arctos syriacus Hemrich et Ehrenberg (Boz ayı) ve Martes martes (Ağaç sansarı)

                 Ormanlarımız ile birlikte azalmaktadırlar. Lutra lutra (Su samuru): Günümüzde artık düzenlenen kongrelerle anılmaktadır. Bu hayvanın Türkiye’deki popülasyon dağılımı ve büyüklüğü bilinmemektedir. 2001 Yılındaki biyolojik tespit kapsamındaki alan çalışmalarında (Kayaöz E.)  Istranca ormanlarında 5-6 kare resmi çekilerek varlığı kanıtlanmıştır. Akarsularımızın evsel ve endüstriyel kaynaklı organik atıklarla kirlenmesi ve iç sularımızda kontrolsüz ağ balıkçılığı, kürkü için avcılığı ile çeşitli şekillerde zarar verdiği için öldürülmesi neslini tükenme noktasına getirmiştir.

C:\Users\ERKAN\Pictures\Su samuru slaytları\1.jpg

                                                                     Su samuru

                 Felis silvestris caucasica Satunin (Yaban kedisi):

                 2000Yılı sonbaharında bir av kontrolünde ölü olarak ele geçirilen bu hayvanın çok kişi tarafından hiç tanınmaması, uzun süredir Türkiye’de pek ender bulunduğunu kanıtlıyor. Kürkü için avlanılan bu ender memelimizin sayısı gün geçtikçe azalmaktadır. Çünkü 2001 yılı başında gerçekleştirilen Çilingoz Yaban Hayatı Geliştirme Sahası Etüt-Envanteri (Kayaöz E.) kapsamında yapılan alan çalışmaları sırasında, 30 bin hektarlık sahada sadece 9 tane saptanması bunu kanıtlıyor. 

C:\Users\ERKAN\Pictures\Yaban kedisi 1.jpg

                                        Yaban kedisi

                 Felis caus Güldenstaedt (Sazlık kedisi) ve Felis caracal Schreber (Karakulak):

                      

                  Bu türlerin önceki sayıları hakkında bir fikir olmamasına rağmen, tarım için hızla alan kazanıldığı güney illerimizde, hızla küçülüp kaybolan sazlık ve çalılıklarla beraber, bu kedilerinde hızla azaldıkları bilinen bir gerçektir. Biyoloji tespit çalışmaları kapsamındaki alan çalışmaları sırasında (Kayaöz E.), 2001 yılı başında, Mersin ili Cehennem deresi mevkiinde bir adet sazlık kedisi kayıt altına alınmıştır.  

                  Panthera pardus tulliana Valanciennes (Pars,Panter)

C:\Users\ERKAN\Pictures\Anadolu parsı.png

                                                Zoza isimli Anadolu parsı

                  En son 1974 yılında Beypazarı’nda vurularak ele geçirilen pars olayından sonra, çeşitli duyumlarla varlığı düşünülen bu ender memelimizin, biyolojik tespit çalışmaları (kapsamında yapılan alan çalışmaları sırasında (Kayaöz E.), 5 Ekim 2001’de Çamlıhemşin Kaçkar dağlarında resmi çekilerek kayıt altına alınmıştır. Ayrıca bu çalışma ile ülkemizdeki tüm pars kayıtları ayrıntılı olarak saptanmıştır. 

                  Bu ender memelinin Ege ve Batı Akdeniz bölgelerinde kesin olarak bulunmadığı, fakat Kaçkar dağlarında kesin olmak üzere, Mersin ili Mut ilçesi sınırları içinde Dandi mevkiinde, Amanos dağları, Küre dağlarında yaşayabileceği olasılık dahilindedir. Bu bölgelerdeki alan çalışmaları sürdürülmekte olup, varlığı saptanan bu değerli memelimizin bu gün birkaç sayılı örneğinin kaldığına hiç şüphe yoktur.

                Felis  lynx L.(Vaşak) ve Hyaena hyaena (Sırtlan):

                           

              Bu türlerimiz ise dağlık ve ormanlık bölgelerimizde ender bulunan memelilerimizdir. Biyolojik tespit çalışmaları kapsamındaki alan çalışmalarında (Kayaöz E.), İzmir ili Bergama ilçesi Bozköy’de sırtlan, Muğla ili Göcek ve Antalya ili Düzlerçamı’ında vaşak kayıt altına alınmıştır. 

                  Artiodactyla takımından:

                  Sus scrofa Libydus Gray (Yaban domuzu): Çocukluğumuzda tarlalarımızda zararlarını bizzat görmüş olduğumuz, gece yol boyunca sürüler halinde rastladığımız bu memelimiz de bu gün artık o tarlalara gelemez, yollarda dolaşamaz olmuştur. Bazı sebeplerden sevilmemesi ve zararlarına rağmen insafla düşünülürse, orman ve sazlık yırtıcıları için önemli bir besin kaynağı olan yaban domuzları, abartıldığı kadar zararlı değillerdir. Hatta azı dişleriyle orman ağaçlarının tohumları için çok güzel çimlenme yatağı oluştururlar. Onları yok etmeden zararlarından korunmak ve böylece, onlarla beslenen pek çok yabani memeliyi korumak mümkündür. 

C:\Users\ERKAN\Pictures\Yaban domuzu 1.jpg

                                            Yaban domuzu ve yavruları

                  4915 Sayılı Kara Avcılığı Kanunu ve Merkez Av Komisyonu Kararlarına göre, popülasyon envanterine dayanmayan avlanma limitleri ve kota uygulamaları bu memelimizin azalmasına neden olmaktadır. Bu memelimizin en doğal yaşama hakkına saygı göstermezsek, gelecek kuşakların kaygısı haline gelmesi kaçınılmaz olacaktır.

                  Dama dama L. (Ala geyik)

                         

                  1877’de Danford ve Alston Güney Anadolu yaylalarında bu hayvanın pek çok bulunduğunu bildirmişlerdir. Lydekker 1915’te Marmara’nın güney batı ucunda dar bir bölgede kayıt ediyorsa da, bu bölgelerde oturan insanlardan bu gün hiç kimse ne bu hayvanı tanıyor, ne de bu hayvan üzerine konuşulduğunu anımsıyor. Barclay 1934 yılında bu hayvanın yukarıda kayıt edilen yerlerde bulunup bulunmadığını tartışıyor. Ellerman ve Morrison-Scott 1951’de bu hayvanın Türkiye’deki durumunu belirsiz olarak veriyor. Bu gün doğal yaşama alanında bulunmayan alageyiğin, 1966 yılında ayrılan Düzlerçamı Alageyik Koruma ve Üretme Sahasında 500 kadar alageyiğin olduğu biliniyor. 15. Yüzyılda Güney Batı Anadolu’dan Rodos şövalyelerince İngiltere ve Hollanda saraylarına götürülen ve buralardan bütün dünyaya yayılan alageyiklerin, anavatanında bulunmaması içler acısı bir durumdur.

                  Cervus elaphus  maral Gray ( Geyik)

                  

                  Azalan ormanlarla daralmakta olan av çemberi, artan insan nüfusu bu memelimizin varlığını büyük ölçüde tehdit etmektedir. Bundan 30 yıl önce Abant çevresinde, Maraş civarında çıplak dağlarda, Antakya Belen geçidinin 7-8 km güneyinde yaşlıların geyik avladıklarını söyledikleri yerlerde, şimdilerde hiç rastlanmaması çok üzücü bir durumdur. Halen Istranca ormanlarında Çilingoz Yaban Hayatı Geliştirme Sahası Etüt-Envanter Çalışmaları (Kayaöz E.) kapsamında son 3 geyik popülasyonu saptanmıştır. Toplam popülasyon büyüklüğü 74 tür,  Trakya’da bundan başka İğneada Longoz ormanlarında 3-4 adet geyik kaldığı bilinmektedir. Buralarda hala yoğun bir av baskısı vardır. 

                  Trakya dışında Bolu, Kastamonu, Sinop, Afyon (Akdağ), Eskişehir, Kütahya ormanlarında toplam 3 bin adet geyik yaşadığı tahmin edilmektedir. Batı ülkelerindeki bir av rezervinde bulunan miktardaki geyiğin, tüm ülkemizde ancak bulunabilmesi kabul edilemez bir gerçektir.

                  Capreolus capreolus L. (Karaca)

                              

                  Ormanlık alanlarımızda taşıma kapasitesi sınırlarının çok altında bulunduğu, 2001 Yılında yapılan Çilingoz Yaban Hayatı Geliştirme Sahası Etüt-Envanter Çalışmaları (Kayaöz E.) kapsamında saptanmıştır. 30 Bin hektarlık koruma sahasında 522 adet karacaya rastlanması, asgari sayının 2400 olduğu düşünüldüğünde, karacanın ciddi bir şekilde azaldığını göstermektedir.

                  Gazella gazella L. (ceylan):

              

                  Evvelce Antakya civarında rastlanan bu ender memelimiz artık buralarda aranmakla da çok zor bulunuyor. Gazella subgutturosa Güldenstaedt (Acem gazeli, Kursaklı ceylan): Bu memelimiz Urfa’nın Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliğinde korunmakta ve üretilmektedir. Çiftlik arazisi dolaşıldığında bir günde 30-40’lık 8- 10 sürüye rastlamak mümkün olabilmektedir. Fakat hayvanların acımasıca avlandıkları çiftlik dışında bir tek örneğe rastlamak mümkün değildir.

                  Rupicapra rupicapra asiatica Lydekker (Çengel boynuzlu dağ keçisi) ve Capra hircus aegagrus Erxbleben (Yaban keçisi)

              

                  Bu memelilerimiz artık insan nüfusunun o kadar fazla olmadığı güney ve doğu illerimizin yüksek dağlarında, yaşama alanlarındaki taşıma kapasitelerinin çok altında yaşadıkları bilinmektedir. 

                  Ovis orientalis gmelini Blyth  ve Ovis orientalis  anatolica Valenciennes (Yaban koyunu)

                 

                   Evvelce Orta Anadolu ve Toros çevrelerinde ender olarak bulundukları bilinmekte ise de, zamanla doğal yaşama ortamlarında bulunmadıkları ortaya çıkmıştır. Bu gün sadece 1966 yılında koruma sahası olarak ayrılan Konya Bozdağ’da 1400 adet bulunduğu bilinmektedir. 

                   Bunun dışında Ovis orientalis armeniana Nasnov (Yaban koyunu) türünün Van’ın etrafındaki yüksek dağlarda bulunduğu bilinmektedir. 

C:\Users\COMPUTER\Pictures\Ermeni koyunu.jpg

                               Ovis orientalis armeniana

                  Lagomorpha takımından:

                  Lepus europeus syriacus Ehrenberg (Tavşan):

C:\Users\ERKAN\Pictures\Yaban tavşanı.jpg

                                      Yaban tavşanı

                  İnsan nüfusunun artması sonunda avın ve tarım yoğunluğunun artması tavşanlarımızı da azaltmıştır. 30 Yıl önce tavşan avlanan yerlerde bugün tek bir tavşan bile bulunmamakta, avcılar 15-20 kat uzak yerlere giderek avlanmaya çalışmaktadırlar. Üremesi ile ünlenen ve besin zincirinin en alt basamağında bulunan tavşanların azalması aşırı avcılık, tarım ilaçları ve yeni yerleşmelerle yaşama alanlarının daraltılmasından kaynaklanmaktadır.   

                 2001 Yılında yapılan Çilingoz Yaban Hayatı Geliştirme Sahası Etüt-Envanter Çalışmaları (Kayaöz E.) kapsamında 30 bin hektarlık bir koruma sahasında sadece 23 tane tavşanın saptanması dikkat çekici bir durumdur.

                  Rodentia takımından:

                  Allactaga williamsi laticeps Nehring (Arap tavşanı)

C:\Users\ERKAN\Pictures\Arap tavşanı.png

                                            Arap tavşanı   

                 1938-1939 Yıllarında Ankara Gerede arasında gece otomobille seyahat edip de 1-2 arap tavşanına rastlamamanın olanaksız olduğu eski avcılarca bildirilmesine karşılık, bu gün bir tekine bile rastlamak mümkün değildir. 

                 Sciurus anomalus Güldenstaedt (Sincap):

C:\Users\ERKAN\Pictures\Sincap 1.jpg

                                                 Sincap

                 Amerika’nın 400-500 bin nüfuslu şehirlerinde ağaçlarda gündüzün rahatça dolaşan bu hayvanlar, en güzel ormanlarımızda bile çok az görülebilmektedir. Son yıllarda bu hayvanların tutularak evlerde beslenmesi, özellikle büyük şehirlerde buna rastlanması, sayılarının gün geçtikçe azalmasına sebep olmaktadır.                   

                  Bu türlerin dışında Mustela erminea (Kakım), Meles meles (Porsuk), Monachus monachus (Akdeniz foku), Hystrix indica (Oklu kirpi), Erinaceus europeus (Kirpi) gibi memelilerimiz de çevresel değişimlerden en çok etkilenen azalan hayvanlarımızdandırlar. 

               

            

                  Tartışma ve sonuç:

                  Genel olarak ülkemizde yaşayan yabani memeliler, son çeyrek yüzyılda yol açılan doğa yıkımları, sulak alan kurutmaları, şehirleşme, çevre kirliliği, orman kıyımı ve yangın gibi faktörler nedeniyle populasyon azalmaları, hatta soy tükenmeleri ile karşı karşıya kalmışlardır. Örneğin;1970 yılında Panthera tigris virigata (Anadolu kaplanı) en son Hakkari’nin Uludere ilçesinde vurulmuş ve bir daha görülmemiştir.

C:\Users\ERKAN\Pictures\Panthera tigris virigata.png

                                                Panthera tigris virigata 1899 Berlin Zoo

                  Yurdumuzda bulunan 120 tür memelinin 55 inin soyu tükenme noktasına gelmiştir. Diğerlerinin de yaşama alanlarındaki taşıma kapasitesinin çok altında bulundukları nedeniyle, popülasyonları sağlıklı gelişme göstermemektedir. Bir de bunun yanında koruma önlemlerinin tam olarak alınamadığı düşünülürse, tehdit altında bulundukları sonucuna kolayca varabiliriz.

                  Memeliler açısından tüm olumsuzlukların sanayi süreci ile birlikte son yarım yüzyılda meydana gelmesi, insanlık açısından hiç de affedilecek bir sonuç değildir. İnsanlarımız doğal varlığımız olan memelileri çocuklarına ancak resimlerini gösterir duruma gelmiştir. Çoğunlukla da başka ülkelerde resmi çekilmiş, yerli türümüze yakın örnekler gösterilmesi de ayrı bir trajedidir. Bir de alageyik örneğinde olduğu gibi anavatanı ülkemiz olmasına karşın, ülkemizin doğal yaşama alanlarında artık olmayıp, diğer ülkelerde sağlıklı popülasyonlarının olması ayrı bir kaygı kaynağımızdır.

                  Ekonomik sorunlarımızın öncelikli olarak gündemde tutulması, doğal varlığımız olan yabani memelilerimizin varlığını tehlikeye düşürmemelidir. Çünkü geç kalındığında on binlerce yıllık evrim sonucu ortaya çıkmış bu varlıklarımızı bir daha geri getirmek mümkün olamaz. Unutulmamalıdır ki ekonomik krizler aşılabilir, fakat ekolojik krizler (ekokriz) sonucunda, doğal varlıklarımız antropojen etkinin altında kalarak doğal özelliklerini gün geçtikçe yitirmektedirler. Bunun sonucu olarak ta yabani memelilerimiz hızla azalmaktadırlar.                             

                  Genel olarak ülkemizde yaşayan yabani memeli sayısı diğer bazı ülkelere oranla çok az görünmektedir. İnsanca bir yaşamın ancak, başta yabani memelilerimiz olmak üzere, diğer canlıların yaşamını sağlamakla mümkün olabileceğinin bilincine varılması gerekir. Çeşitli ülkelerde soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya bulunan canlı türleri ile ilgili Rad Data Book örneği kırmızı listeler hazırlanmaktadır. Bizim ülkemizde de bu amaca yönelik çalışmanın ivedilikle yürütülmesi gerekir. 

                  Soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalan türlerimiz ile ilgili bilgileri bu sayede yetkili ulusal ve uluslararası kuruluşlara bildirilmesi sağlanarak; etkili koruma ve bununla ilgili yasal yaptırımların uygulanmasına, mevcut koruma alanlarının değiştirilmesini önlemeye, çevre plancılarına ön bilgi vermeye, koruma stratejilerini bir programa bağlamaya, tüm öğretim kurumlarının bilgilendirilmesiyle tehlike nedenlerinin ortaya konulmasına hizmet edilecektir.     

                  Eğer ülkemizin doğal varlıkları olan yabani memelilerimizin soylarının tükenmesini istemiyorsak, hiç olmazsa burada isimleri geçenler için özel koruma ve üretme bölgeleri tesisinde geç kalmak üzere olduğumuzu bilmeliyiz. Her ne şekilde olursa olsun, bu hayvanların zararları varsa koruma yönünde gerekli önlemleri alarak, öldürmemelerini en kısa zamanda sağlamak zorundayız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.