Kandıra’nın İlk Gazetesi ve Erol KÖSE-Öğretim Görevlisi Araştırmacı Adem ARI

Kandıra’nın İlk Gazetesi ve Erol KÖSE

KANDIRA’NIN SESİ; Erol KÖSE ve arkadaşı Erhan YÜCEL tarafından 1960 yılında ülkemizin mütevazı bir kıyısından  yükselen barış ve kardeşlik sesi. Sloganı; “Devrimci Müstakil Gazete

Erol KÖSE Bey’i “Kandıra Medyası”nı konuşmak üzere Yalova’daki yazlığında ziyaret ettim. Telefondan ismimi biliyordu dahası;  “Hani 2006 yılında Kandıra Sempozyumu yapılmıştı o sempozyumda benim konuşmamın ardından Kandıralı olduğumu görünce siz Sabah oturumlarında;  “Ne bu  hep Sakarya Üniversitesi Kocaeli Üniversitesinde kimse yok mu? ancak şimdi gördüm ki Sakarya Üniversitesinden olanlar bizim Kandıramızın evlatları imiş” demiştiniz” hatırlatması ile kendimi tanıttım.

Konuya, “Erol abi, Kocaeli Ansiklopedisi için “Kandıra Medyası” maddesini hazırlıyorum. Sizin Kandıra’da ilk gazeteyi çıkardığınızı öğrendim” diyerek girdim. Kendisinin  bir program çerçevesinde benim soru sormama gerek kalmadan anlattıklarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Kendime göre özet yapmak istedim ama ben Tarihçiyim, bana göre özet  konunun özüne  inememek  demektir veya mevzunun tam anlaşılmasına engeldir. Önemsiz diye aradan çıkacak bir paragraf, bir cümle hatta bir kelime ifade edilmek isteneni vermeyebilir.  

“Nereden çıktı bu gazete meselesi?” diyerek kendi sordu kendi cevaplamaya başladı;“1950’de Demokrat Parti kazandığı zaman  bir çoğunlukla kazandı Marshall yardımından da yararlanarak köylere baya hizmet götürdü. 1957’de yavaş yavaş enflasyonist baskılar başladı, bunun üzerine de parlementoda  çok  tartışmalar oldu. Bu tartışmalar Türkiye’de sıkıntı yaratmaya başladı. 59’un sonlarına doğru “Tahkikat Komisyonları” kuruldu. Bunlar belli aydınları alıp resmi mahkemeler haricince sorguladığı için  İsmet Paşa Mecliste; “Bu işleri yapmayın, sizi ben bile kurtaramam” dedi”. Bunun üzerine  Ulus Gazetesi bu mesajı yazdıydı. Ben de İzmit’ten o mesajı aldım. Ticaret Odası’nın teksir makinesinde çoğalttım. Kandıra’da dağıtmaya başladık bir de topçu  teyyaresi vardı onlan da köylerin üzerine attık.

Şerafettin TOPERİ’yi tanıdım.  Kandıra’a pır pır tayyarelerin pilotu yüzbaşı idi. Kendisini  Milletvekili olduğumda MHP’nin daha sonra Genel Sekreter Yardımcısı olarak Ankara’da gördüm. Ferizli’de Mahmut vardı bizim Muzaffer Kılıç’ın babası ona verdim o da Halit Molla’nın torununa vermiş. Beni şikayet etmişler. Şikayet üzerine Kandıra’da da Jandarma Başçavuşu Ömer vardı giriş için söylüyorum bunları. O  bana haber gönderdi; “Aman üzerinde varsa atsın, evde varsa yok etsin” ben de yok ettim. Sonra ama karakolda tutuklandım. Beni Demokrat Parti İlçe Başkanı Esat GÜNEŞ kurtardı. Şimdi o kadar sertleşmişti ki iki parti arasında kamu kuruluşlarına da sıçramıştı. Demokrat partinin son zamanlarında hakimler, profesörler, öğrenciler eylem yapıyordu. Bazı üniversitelerde ölüm vakaları olmuştu. Bunun üzerine benim dükkkanım vardı üniversite talebeleri genç subaylar benim dükkana geliyorlardı benim ora karargah gibiydi. Gözleniyordu benim ora iki tane Demokrat Partili militan tarafından. Bunlara rağmen biz mühendis Erhan YÜCEL’ le birlikte Esat GÜNEŞ’i alıp kulubün bahçesinde ve şosede görüşüyorduk;  “Aman abi sen bu işlere karışma sert davranma bu işin sonu kötü”. Aşağı yukarı neyin gelmekte olduğunu hissetmiştik. Öylece 27 Mayıs ihtilal oldu. İzmit’te olan bizim yaşça büyüklerimiz sanki ihtilali Demokrat Parti aleyhine CHP lehine zannettiler gençleri topladılar ilçe ilçe gezmeye başladılar. Benim kardeşim Ergün de o toplantılara katılmak istedi, göndermedim. Bir partinin lehine diğer partinin aleyhine yapılmadı, kardeş kavgasını önlemek için yapıldı diye karşı koydum. Nitekim baya sertleşmeye başladı ortam CHP’liler şikayet ediyor Demokrat Partililer pusmuş durumda. Esat GÜNEŞ’i, Erhan YÜCEL’le birlikte kulübün bahçesine çıkardık. “Sen bir şey yapmadın senin bir suçun yok biz seni koruyacağız biz üniversite talebeleriyiz seni koruyacağız” dedik ve böyle daha da sertleşmeye başladığını görünce biz bunu önlemek için bir gazete çıkarmamız gerektiğini Erhan YÜCEL  mühendis arkadaşım ile birlikte düşündük ve Kocaeli Bizimşehir Gazetesinin matbaasından yararlanarak “Kandıra’nın Sesi” gazetesini kurduk. Ve benim ilk yazım da orda “Yaparken Yıkmayalım” idi. Amcam da Abdullah KÖSEOĞLU İzmit’te politika yapıyordu. Bütün İzmit’teki politikacılar Demokrat Partililer bizi şikayet ediyor diye sıkıntıdaydılar. Amcama da “Çocuklarda Yaz İshalleri” diye siyasetten uzak yazdırdım. Ve gaste öyle çıktı. Bin tanesini 175 liraya bastırıyordum. SEKA’da fabrika çıkışlarında ve Kandıra’da dağıtıyorduk. Bu da yetmedi biz Erhan’la cebimizden para ödeyerek Kandıra’da yemek düzenledik. Bir Demokrat Partili bir  CHP’li bir  Demokrat Partili kaynaşsınlar diye yemek düzenledik. Fakat gastede de birlikte olmamız gerektiğini düşmanlığa gerek olmadığını, kardeş olmamızı filan Nüfus planlaması dahil her şeyi yazdık. Ve O sırada radyolarda yerel gazetelerden çıkan haberlerin çoğuna  konu oldu bizim gaste. Yazdığımız yazıları okudular ve bu gazete aşağı yukarı haftalık idi. Üç dört ay belki daha fazla sürdü belki daha fazla bilemiyorum. Ben Yedek Subay öğretmen olarak Maraş Andırın’a gittim. Ondan sonra gaste de kapandı. Böylelikle Kandıra’nın Sesi gazetesi doğdu  kardeş kavgasını önlemeye yönelik eylemdi bizimkisi.

Ben Turnalı Köyünde 14-15 yaşlarında bıçkıcılık yaptım. 1967’de İl Başkanı oldum. Leyla (ATAKAN) Hanım’ı aday ben yaptım o ölünce yaşça büyük olanlara teklif ettim kimse kabul etmedi. “İzmit Kocaeli Belediyeler Birliği”ni daha sonra “Marmara Belediyeler Birliği”ni kurdum. “Akdeniz Ülkeleri Belediyeler Birliği”nin kuruluşunda bulundum. Kanada’da Dünya Belediyeler Birliği Onursal Ödülü’nü aldım. 

Parti içinde çekişmeler oldu. Particilik tarafında da hileyle hurdayla parti içi oyunlarla beni yediler kendilerini  milletvekili yaptıklarım. Parti tamamen dibe vurdu. % 68’dan % 15’e indi. Partiler kapanmadan önceki son kurultayda 1979’da tekrar il başkanı oldum. Partiler kapatıldıktan sonra da Kurultay Başkanı sıfatıyla SODEP’i kurdum. Halkçı Parti ile birleşince SHP olduğunda milletvekili oldum. Benim siyasi yaşamım bu. 

Politikayı bırakınca birden eşekten düşmüşe döndüm. Bir ara kitap işine girdim.  Sonra koroya başladım. İstanbul’da beş koro bir de İzmit’te. Pandemiden beri evdeyim. Geçen yıl Kocaeli Üniversitesi Tarih bölümünden bir profesör geldi. Yanında asistanı Büşra da vardı. Birkaç ay önce Büşra gelecekti gelmedi. Şu ana kadar kırk elli üniversiteden yerel yönetimciler sosyal bilimciler geldiler 50 bilemedin 20-30’ar sayfa yer ayırdılar. Talebeler doktora tezi yaptılar. Meral Akşener üniversitede hocaydı. Öğrencilerini bana gönderirdi. “Kocaeli’de, Türkiye’de, dünyada ne olup bittiğini Erol Köse’den soracaksınız” derdi. 

Benim babam 46’da Demokrat Parti kurucularındandı aslında. Amcam kızı Leyla Ataman, o CHP’li olunca biz de burada başladık. Ama hep arabulucu oldum. Beni belediyecilikte başarılı kılan DEMİREL’dir. 12 Mart muhtırası verildiği zaman DEMİREL’i hapse mi atacaklardı ne yapacaklardı belli değil. O ortamda Kocaeli’ne geldi onu  karşıladım. Onu getirdim Halkevi’nde kongreleri vardı. İzmit’te 30 bin konut yaptım. Yahya Kaptan’da yeni yerleşmeler. Yapı onaylarını görüşmek üzere gittim. Demirel 15 dakika benden bahs etmiş ben geldim; “Yahu neredeydin?” dediler “Demirel hep senden bahsetti.” Pat DEMİREL bir süre sonra Başbakan oluverdi. “Dile benden ne dilersin?” Dedi ondan sonra bu Yahya Kaptan’ı Yeni Yerleşmelerin paralarını hep DEMİREL’den aldım. DEMİREL’e gittiğim zaman Büyükelçiler, Genel Müdürler hep özel kalemde beklerdi. Beni hemen içeri alırdı. Hep DEMİREL zamanına denk geldi benim görevler. 

Hatta biz İlçe Başkanı  Esat GÜNEŞ’i hep alıyoruz işte götürüyoruz filan. Bizim CHP’liler bana hep kızıyordu; “Zaten Babası da Demokrat’tı diye. 

Şimdi bir tane çocuk çıktı “Kandıra’nın Sesi”ni çıkarıyor, ben onu her şeyinde telefonda filan destekliyorum. şimdi artık politikacı da yok Kandıra’da. Şimdi o Kandıra’nın sesini duyurmaya çalışıyor. Şimdi ben tesadüfen Kocaeli’nin en yaşlılarından biri haline geldim. Şimdi her kes elimi öpüyor bundan mutluyum tabii ki de inşallah sağlıklı bitiririz hayatımızı.

Kartepe Projesi benim projem. Nihat Erim’in başbakanlığı zamanında ben onu programa aldırdıydım.

Aday olduğum zaman bütün partilerden onay aldım. Bizim partinin oyu %25 ken % 68’le seçildim. 1973’de her siyasi partiye eşit mesafede durduğumuzdan Gazetenin de bana siyasi olarak da faydası oldu. 

Partiler kapatıldığında SODEP’i kurdum açılışında 92’de başladığımız yerden diye.

Benim zamanıma kadar  Kocaeli’ne Kandıra hakimdi şimdi pek fazla sesi çıkmıyor” sözleriyle Erol KÖSE beyle görüşmemin notlarını  burada sonlandırayım ama yazıyı sonlandırmamayayım.

Erol Bey’le yaptığım bu görüşmeyi yazıya döküp yayınlamayı düşündüm ancak gazeteci sıfatıyla yanına gittiğim Erol Beyin siyasetçi yanı elbette daha ağırdı. Gazeteciliği de siyasete ilgisinden ileri geliyordu. Siyaseti de memlekete hizmet düşüncesinden yaptığına kanaat getirdim. Barışçıl yönü dikkatimi çekti. O dönemdeki insanların elbette bir dünya görüşü olacaktı. O gazetesinin sloganını; “DEVRİMCİ MÜSTAKİL GAZETE” olarak vermişti. İnanarak yürüdüğü yolda başarılı olmuştu. Erol Bey hakkında yazacaklarım sadece onunla yaptığım görüşmeyle sınırlı kalmasın diye Kandıra siyasetinin bir karşı siyasetten bir de beraber olduğu siyasi partiden büyüklerle görüştüm ve aldığım cevaplar Erol beyi destekler nitelikte olmasının ötesinde benim Erol Bey’i daha iyi anlamama da neden oldu.

Demokrat’tan Adalet’e, Adalet’ten Doğru Yol’a rahmetli babamın da birlikte siyaset yaptığı Olcay ÇELİK Bey’den Erol Bey’i sordum. “Siyasi görüşü bellidir ama o siyasi görüşünün üstünde yaşayan bir insan. Ben Kandıra’ya Mehmet AĞAR’ı davet ettiğimde o da karşılamaya geldi  hem de hazırlıklı olarak bir demet çiçekle geldi. Belediye Başkanlığı döneminde de Kandıralılara sahip çıkmıştır,” dedi.

Erol KÖSE Bey’i bir de birlikte siyaset yaptığı Kandıra’da Sevim DEREN Hanımabla’ya sordum. Söze; “Erol Abiyi hayatında tanıtmak irdelemek istiyorum hayatında Erol Abi sen buymuşsun deyip önüne koymak istiyorum” diye başladım Sevim Hanım; “Sevgi doludur saygı duyulacak biridir her şeyden önce bir abidir. Hatta Kandıra’nın bir değeridir. Çağdaş Yaşam olarak İzmit’te bir okulun duvarına onun adına bir Atatürk köşesi yaptırdık.” Sevim Deren Hanımabla sözlerinİ “EROL ABİ, EROL ABİDİR” diyerek sonlandırdı. Ben de bu güzel sözlerle bitiriyorum: 

EROL ABİ;  ALLAH SANA SAĞLIKLI UZUN ÖMÜRLER VERSİN. SANA ve SENİN GİBİLERE KANDIRA’NIN ÇOK AMA ÇOK İHTİYACI VAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.