DÜNÜN ÇOCUK OYUNLARI-II: KÖY ÇOCUKLARININ OYUN VE OYUNCAKLARI Doç. Dr. Kenan ACAR

Önceki yazıda altmışlı yetmişli yıllarda şehir çocuklarının oynadığı oyunları anlatmıştık. Bir de köylerde oynanan oyunlar var tabii. Bugün onlardan söz edeceğiz. Tıpkı şehir çocuklarının buldukları inşaat demirlerinden çember yapıp çevirdikleri, inşaat tellerinden oyuncak bir direksiyon ve iki tekerlekten ibaret araba yaparak kendilerince araba kullandıkları gibi köy çocukları da köylerde o anda ne varsa onları oyun materyaline dönüştürür, onlarla eğlenir, onlarla oyun kurup oynardı.

Köylerde hayvan peşine gönderilen, vaktini gün boyunca onları gözeterek geçiren çocuklar bazen yol üzerinde gördükleri böğürtlenleri toplayıp yer, bazen de ona benzer çalı şeklinde dikenli bir ağaçtan (yanlış hatırlamıyorsam) “cıgırdak” toplayıp ondan sakız yapardı. Bir bahçeleri varsa oradaki taze soğanlar bir oyuncak malzemesi olabilirdi. Bunlardan tohuma kaçmış erkek soğanlardan bir parça kopartır, baş parmaklarını tırnak ucundan başlayarak soğanın zarıyla dokusu arasına zarı yırtmayacak şekilde dikkatlice sokarak çok küçük bir delik açar, “cükcürük” yaparlardı. Cükcürük bir çeşit ağız mızıkası idi. Soğanın sözünü ettiğimiz delik kısmı parmakla birlikte ağıza götürülür, o kısmından hava alacak şekilde hafifçe hava emildiğinde ıslığa benzer sesle çıkardı. Bu oyuncak, adını  uzunlu kısalı çıkartılan bu seslerden almış olmalı.

Köy evleri “çandı” tabir edilen ağaçtan yapıldığı için köy çocuklarının inşaat demiri veya teli gibi bir oyun malzemesi yoktu. Köylerdeki erkek çocukları oyuncak arabalarını bulabildikleri ayçiçeği saplarından yapardı. Arabanın tekerleği için dokusu kısmen sert ama yeterince esnek olan ayçiçeği sapları ortadan yarılır, ters çevrilerek istenen büyüklükte bir çember verilip uçları birleştirilirdi. Birleştirmek için iki yarık açılır bunlar birbirine geçirilirdi. Orta kısım için de çiçek saplarının daha inceleri kullanılırdı. Bu kısmı yürütmek, arabayı sürmek için daha kalın bir ayçiçeği sapı kullanılırdı. Bunun bir ucu tekerleğin yarıçapından biraz fazlaca yarılır; yarığın iki  tarafında birer delik açılır, tekerlek ortasından geçen bir mil bu iki deliğe takılırdı. Böylelikle oyuncak hazır hâle gelir,  araba bu kalın çiçek sapının diğer bir ucu kavranıp itilerek kullanılırdı.. Tabii bununla yetinmeyip yaklaşık bir metre uzunluğundaki bu sopanın ucuna yine ayçiçeği sapından gerçek direksiyona benzer bir halka yerleştirenler de olurdu.

Kız çocuklarının son teknoloji ürünü, pembe tüllerle süslenmiş oyuncak bebekleri yoktu. Erkek çocukları ayçiçeği sapı kullanırken onlar mısır koçanıyla kendilerine oyuncak yapardı. Kopartılmış fakat soyulmamış, henüz taze olan  mısır koçanlarını kullanırlardı. Bunların koçanı sarıp kaplayan taze yapraklarını özenle soyarlar, bazen kopartır bazen kopartmazlardı.  Bu yapraklarla mısır koçanının arasındaki püsküllerine büyüklerin kendi saçlarına yaptıkları gibi saç şekli verirlerdi. Bu şekilde tasarladıkları bir oyuncak bebeği yani mısır koçanını kucaklarına yatırıp sallayarak uyutmaya çalışırlardı. Mısır koçanının yapraklarını kopartmayanlar da onları koçanın yüz olarak tasarladıklarının tersine, arka tarafına doğru sarkıtarak kız bebeklerine eşarp yaparlardı.

Bazı oyunlarda ise kız erkek ayırımı yoktu. Birlikte oynanırlardı. Kandıra’nın çoğu köyünde mandaya “dombay”, hindiye “kel” denir. Dombay, inek vb. güden (otlatan) çocuklar bunları harekete geçirmek için dürtmede kulllanılan ucu iğneli uzunca sopayı yani  “üfendire”yi, koyun ve kel güdenler ise aynı şekilde ancak iğnesiz olan uzunca sopalarını bir oyun aletine dönüştürürdü. Bu sopaları (bugün olimpiyatlarda gördüğümüz cirit atma oyunundaki gibi) omuzlarının hizasında avuçlarıyla kavrar, bir ıslıkla onu fırlatır, arkadaşlarından daha ileriye atmayı hedefleyerek yarışırlardı.

Köylerde hayvan otlatılan kırlarda yani “örü”lerde sopalarla oynanan bir oyun da “dildebir” idi. Bu oyun yukarıdakine göre daha ince, daha kısa ve daha esnek dal parçalarıyla oynanırdı. Özel olarak hazırlanması da gerekmezdi. Herhangi bir ağaçtan çoban çakılarıyla ya da “târe” denen ucu kıvrık daha büyükçe bir çakıyla kesilen birer sopa, oyun için yeterliydi. Çocuklar bir hizada dizilir, sırayla atış yaparlardı. Ortalama bir metre uzunluğundaki bu ince dal parçalarının ince tarafını birkaç defa yere vurur ancak bırakmazlardı. Her vuruşta biraz daha gerilerek ivme kazanan sopayı sonuncu sektirmede serbest bıraktıklarında fırlayıp giden dal parçalarından en ileriye gidenin sahibi oyunu kazanırdı. Bazen de birkaç atış yapar, sopaların gittiği yere kadarki mesafeyi adımla sayarlar, elindeki dildebir sopası toplamda en fazla (adım) ileri giden çocuk oyunu kazanırdı.

Ben yetişemedim ama büyüklerimiz de bizim çocukluğumuzdaki “mile” ya da “misket” oyununu cevizlerle oynarmış. Bu sebeple bu oyunu “ceviz oyunu” denirmiş.   Şehir çocuklarının  oynadığı (önceki yazıda sözünün ettiğimiz) bilyeli arabalar da herhalde köylerdeki benzerlerinin tekâmül etmiş biçimi olmalıdır. Köylerde hafif bayır bir yer bulan çocuklar, altlarında tahtadan, (bilyeli arabanınkine göre) daha büyük tekerlekleri bulunan arabalarla kahkalar atarak yokuş aşağı kayardı. Çoğu zaman dingil uçlarına tam oturtulamayan bu tekerlekler (şimdiki rotu bozuk arabalardaki gibi) yalpalayarak gider, bazen de yuvasından fırlayarak küçük kazalara yol açardı.

Köylerde oynanan çocuk oyunlarından “totuk”, bir çeşit çelik-çomak oyunu idi. Hatırlayabildiğim kadarıyla farkı, çelik-çomak oyununda ileriye fırlatılan herhangi bir kısa sopa yani “çelik” yerine daha kalın bir kütükten koni biçiminde kesilerek özel hazırlanmış bir  “totuk”un kullanılması, ona çomakla yani uzun sopayla çeşitli şekillerde vurularak rakipten daha ileriye gönderilmeye çalışılmasıdır. Topacın ters çevrilmiş ve ucu kesilmiş biçimi olarak anlatılabileceğimiz, yaklaşık 7-8 cm. yüksekliğindeki bu oyun aletinden mülhem, kısa boylu insanları ifade etmek için halk arasında “totuk gibi” deyimi kullanılırdı.

Köylerimizde kim bilir daha ne oyunlar ve oyuncaklar vardı çocuklarımızı “çocuklar gibi şen” kılan…  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.