Akçakoca Diyarında- Abdullah KÖKTÜRK

AKÇAKOCA’NIN DİYARINDA

YERLEŞME VE YAŞAMA MÜCADELESİ

            Daha önceden de bahsettiğimiz gibi, Orhan gazi döneminde, komutan Akçakoca’nın önder çağında, Ordu’nun hemen arkasında, keçisiyle, koyunu, sığır ve de atlarıyla Kocaeli’ye yerleşen Türkmenler (Manavlar) hemen Üç- Dört haneden oluşan köycüklerini kurdular. Tabi bunun yanında büyük yerleşim yerleri de oldu. Karamürsel Akçat, İzmit Suadiye, Gebze Mollafenari ve Kocakaymas gibi küçük ölçekli köylerde ilk kurulanlar Akçekese, Saraylı, Sepetçi vs. köylerimiz olmuştur.

İzmit’te de ilk Türkmen yerleşmelerimiz, Kolordu sırtları Akçakoca mahallesi idi. Yani Orhan cami olan yerleşim yerleri, ilk gelenlerimizin Kurduğu köyler ve mahallelerdir.

İlk yerleşimler; Su kaynaklarının yanına veya kazıldığında suyu bol koyu yanına evler kuruldu. Düz yerlere pek sıcak bakılmadı.

Yamaçlar ve belenler daha çok tercih edildi. Orta Asya’dan beri yaşamak için alışkın oldukları yerler, havadar ve açık rahatlatıcı yerlerdir.

Kurdukları evler genellikle iki katlı olup üstte kendileri, altta da hayvanları barındırırlardı. Evler de özellikle köylerde birbirine çok yakındırlar.

Çünkü düşman baskısı, eşkiya baskınları çok sık yaşanırdı. Bugünkü Akmeşe’de ARMASA adında büyük bir yerleşim yeri mevcuttu. Ermenilerin yaşadığı ve kutsal gördükleri bir nahiyedir. Türkiye’nin her tarafından Akmeşe’ye 120 bin dolaylarında Ermeni hac görevini yerine getirmek için Akmeşe’ye gelirlerdi.

Hemen yakınında Piramat denilen büyükçe bir Rum yerleşimi mevcuttu. Halen bugün bu bölgede İncir ağaçlarına ve o günlerde yapılmış kaldırımlara rastlamak mümkün. (Akmeşe’de At hayvanlarının bulunduğu bölge)

Bahçecikte Ermeniler bir kasaba oluşturdular. Pamukova, İzmit Gündoğdu, Mihaliç adında Rum yerleşimi mevcuttu. Halk arasında Mağlıç olarak da bilinir.

Darıca’da da Rumların sayısı az değildir. İşte bütün bu Rum ve Ermeniler deniz yoluyla ve Karadeniz’den gelen İstanbullu çeteler ve eşkıyalar, Türkmen (Manav) köylerine baskın düzenlerler. Evlerde soygun yapıp hayvanları alıp götürürlerdi.

Onun için eski köy oluşumunda, evler birbirine yakın ve “mal canın yongasıdır” düşüncesiyle de hayvanlar evin altındadır. Tabi diğer yönünden de hayvanların evin altında olması, evin üst kısmının kışın sıcak olmasını da sağlar.

Besledikleri hayvanlar ağırlıklı koyun ve keçidir. Sığırları da beslenir ve su sığırı (manda) da fazlasıyla beslenir çünkü erkek mandaların gücünden de istifade edilirdi. Erkek hayvanların (öküzlerin) gücünden mandaların gücü oldukça fazladır. Tabi ki dişi sığırların sütünden ve çoğalmasından da istifade edilir. Erkek sığırlar (boğalar) küçük yaşta kısırlaştırılır ve arabada, sabanda kullanılmak üzere öküz olarak terbiye edilir. Acemi hayvanları koşuma hazırlamak da bir ustalık gerektirir. Köylerde bu işin ustaları ve uzmanları vardır. Hatta bu hayvanları ister at veya öküz olsun nallarını çakacak ehil nalbantlar bulunur. Her evin üç-beş civarında atı vardır. At her şeydir. Türkmenler için, binek olarak, çift sürmede, harman dövmede, öküzler ve mandalar gibi atlardan da istifade edilir. Atlar yazın serbesttir genellikle kışın veya son baharda atların sahipleri kırlarda (örülerde) onları bulur ve evinin altına koyarlardı.

Evler kalın tahtalarla yapılır. Evin orta yerinde biraz karanlık ve kışın oturulabilecek bir iç oda vardır. Oraya köşk de denir. Köşk’ün, iç odanın penceresi çok küçük ve tavan da tepededir. Üzerine kar yağınca da “içe” denilen bu iç oda daha da kararır. Ocakta yanan ateşin ışığı ve Bezir yağıyla yanan kandillerle kör ışıklarda idare edilirdi.

Zaten de akşam erken yatılır (yatsı namazından hemen sonra). Sabahta erken kalkılırdı. Kışlar uzun olduğu için geceler evlerde toplanılır ve erkek erkeğe, kadın kadına oyunlar oynanır. Genellikle Çoraplarla yüzük oyunu çok oynanan bir oyundur.

Gerçi kadınlarımız, ancak misafir gelince oyun oynar ve eğlenirlerdi çünkü hayat denilen evin geniş yerinde keten liflerinin işlemesini ve bez dokuma işlerini yaparlardı ve bez dokurlardı. Türkmenlerin şehre pek ihtiyaçları olmazdı. Şehir veya kasabaya daha çok tuz almaya giderlerdi.

Ayakkabılarını (çarık adıyla), yağlarını (keten tohumu yağı), Elbiselerini kendileri dokur ve keten bezinden kendileri dikerlerdi.

Yakacakları odunu ve yiyeceklerini yazdan hazırlarlardı. Kuskus, Tarhana, Pekmez, Keş, Dartı, Peynir, Makarna, Turşu, Sirkesine varıncaya kadar kendileri yaparlardı.

Hamur çeşitleri fazladır ve yiyecek olarak gözleme, bazlama, cizleme, kulak, erişte çorbası, dımbıl çorbası, umaç çorbası, kesme çorbası, mısır unu çorbası, malay (kaçamak) mısır ve buğday yapılırdı. Üre tatlısı çok yapılırdı. Bu tatlı Darı ve sütle yapılır.

En çok ektikleri Tahıllar; Buğday, arpa yulaf, Kapulca, darı ve ketendir. Türkmenlerde keten her şeydir. Orta Asya’dan beri yoğun olarak ekilen bir bitkidir.

Tabakları çok ilkel ağaçtan yapılmış, Sananlarla sürerlerdi. Kağnı arabaları birçok çeşidiyle istifade edilirdi. Türkmenler bölgemizde eşek (merkep) kullanmazlardı. Koyun ve keçi kısın Sayvan denilen evin dışında barındırırlardı. Sayvanların üstü Kapulca sapıyla örtülürdü. Mısır, Ay çiçeği, süpürgelik ve pancar gibi ürünler son asırlarda ekilmeye başlandı.

Köyün arazisinin bir kısmı ekilidir. Bir tarafta hiç ekilmez ve hayvanlar için örü bırakılırdı. Bu yerler de Örü ve İyrek olarak adlandırırlardı.

Harman, yani tahılların köye getirilip sap ve samandan tanelerin çıkarıldığı yerdir. Bir ay sürerdi. Harman sonu etkinlikleri, Bulgur kaynatma, bulgur yapma (Dibek dövme), çamaşır yıkama birer tören gibidir.

 İnşallah Daha sonraki yazımda Harman zamanı ve sonrasıyla, Böseniler üzerinde durmaya çalışacağım ve daha sonrasında örf, adet, giyim, kuşam, evlenmeler ve kış ve yaz günlerinde yapılan önemli etkinlikleri de bildiğimiz ve araştırabildiğimiz kadarıyla sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.