Doç. Dr. Kenan ACAR

KIRK YIL ÖNCE KÖYLERİMİZ-2: AYNALI SANDIK…

C:\Users\user\Desktop\BİZKANDİRAYİZ.COM\IMG-5427.jpg

Kandıra’da, köylerimizde güzel evlerimiz vardı bizim. Çekirdek aile olarak değil, iki, üç bazen dört ailenin birlikte huzur içinde yaşamayı başardığımız köy evlerimiz. Bu yazıda onları anlatmak; içinde yaşayıp hatırlayanları maziye götürmek; görmediği için bilmeyen çocuklarımıza zaman tünelinde geçmişe doğru kısa, fantastik bir yolculuk yaptırmak amacıyla… 

Köylerimizde yakın geçmişe kadar tahtadan, ahşap evlerimiz vardı. Bu evlerin girişi, yandan “merdimen” ya da “mertmen” denilen tahta bir merdivenle olurdu. Merdiven ekseriyetle açıkta, bazen de içeride yer alırdı. 

Merdiven, “hayat” denilen salona çıkardı. Çok sayıda sütun şeklinde direğin ve dizi dizi un ve buğday çuvallarının yer aldığı bu salon hakkında “Leylek leylek havada, / Yumurtası tavada. / Geldi bizim “hayat”a, / “Hayat” kapısı açıldı, / Burnu b..a dikildi.” gibi tekerlemeler bile türemiştir.

“Hayat”ın tam karşısında mutfak ve lavabo vazifesi gören “çanaklık” vardı. “Çanaklık”ın kenarında evin gelinlerine ayrılan ve çoğu zaman sayısı ikiyi geçmeyen “köş” yani odalar yer alırdı. İtinayla döşenen bu odalar, gelen yatılı misafirlere de tahsis edilirdi.

Ana merdivenden çıkıldığında sağ veya solda bulunan, kapısı “çanaklık”ın karşısında olan büyük odaya içeri mânâsında “içee” denirdi. Aile ne kadar kalabalık olursa olsun, gündüz ve gece orada oturulurdu. “Köş”ler ancak yatmak için gidilen odalardı. Yemekler yine toplu halde “içee”de ve tahtadan yapılma alçak bir sofrada yenirdi. Buna da “sini” adı verilirdi.

“İçee”nin enteresan bir donanımı vardı. Girişte ve genellikle solda bugün evlerine şömine yaptıranların ilham aldığı “ocak” bulunurdu. Isınma ve yemek pişirmeye yarayan “ocak”tan geceleri çekirgelerin konseri dinlenebilirdi. Ocakla kapının arasında yere bir minder konarak meydana getirilen köşeye “at gıy” (alt kıyı) denirdi. “At gıy”ın tam karşısında çoğu zaman yatak bazen de minder serilerek meydana getirilen köşe, “üs gıy” (üst kıyı)dır. Bu, genellikle ailenin “gocaba” (koca baba, büyük baba), “gocana” (koca anne, büyük anne) veya “buba” (baba) gibi büyüklerine ayrılan bir köşe idi. Kişinin orayı bir başkasına, daha doğru deyişle büyüklerine bırakması, hürmet ifadesi idi. 

“Ocak”ın karşısında da bir yer yatağı bulunabilirdi. “İçee”nin girişinde (çoğu zaman sağda) “yüklük” ve dolap vardı. Bunların altında “aynalı sandık”lar bulunurdu. “Yüklük”te yatak, yorgan, yastık gibi eşyaların yanı sıra Kandıra işi kırmızı zemin üzerine sarı, siyah, yeşil ve beyaz örgülü sütunlar olan kilimler de bulunurdu. Baklava dilimleri şeklinde ancak diğerlerine göre çok daha itineyla dokunan rengârenk “aynalı kilim”ler, köylümüzün gözünde daha kıymetli idi. “Ocak”ın kenarlarında, tavana yakın yapılan “sergen” ve “terece” denen raflarda kilim yapılmak üzere eğirilmiş iplerin yani “eriş”lerin yumakları ile mevsimlik ihtiyaçlar saklanırdı.

“Köş”lerin özel oymalı tahtadan yapılan tavanlarında  mevsmine göre çeşitli meyveler asılı olurdu. Hem “hayat” hem “köş” hem de “içee”lerde birer tuvalet ve banyo bulunurdu. “Dombay” (manda), öküz, inek gibi büyük baş hayvanların beslendiği “tam” (dam) ile eskiden atların beslendiği “at tamı”, bu evlerin alt katındaydı. Bir kısım evlerde bulunan “hambar”ların  (ambar) girişi, evin tahta döşemesine açılan kapıdan yapılırdı. Kışın evin altında beslenen manda ve koyun gibi hayvanlar yazları evin hemen dışındaki ağıllara çıkartılırdı. Ege ve diğer bazı Anadolu yörelerinin aksine koyunlar gece değil gündüz otlatılırdı. Bilhassa kış akşamları “örü”den (kır) getirilen koyun ve hindiler (mahallî tabirle “kel”) evin altında meydanda gecelerdi. Hindi ve tavukların “tünek”leri ile koyunların ayrı bölmeleri vardı.

Eskiden evler gibi “samanlık”lar da ahşaptı. Sık sık samanlık yangınları çıkardı.

O zamanlar “yeni ev” diye vasıflandırılan evler, kalasların arasına tuğla işlenerek yapılırdı. Yeni evlerde eski ahşap evlerin mimarîsi büyük ölçüde korunmakla beraber birtakım değişiklikler de göze çarpmaktaydı. “Yeni ev”lerin girişi yandan değil, cepheden yani öndendi.

Artık bunlar da yerini beton direkli, tuğla ve biriket evlere bırakmaktadır. “İçee” tabir edilen büyük oda, “köş” görünümüne bürünme yolundadır. Yer yatakları da yerini önce somya divan ve karyolalara, sonra da şehir hayatının kanepelerine bırakmıştır. “Gandil” (kandil), gaz lâmbası ve el fenerleri ancak elektrikler kesildiğinde hatırlanmaktadır. Televizyon sadece şehirlerde değil, köylerde de ocak başı sohbetleri gibi birçok güzel geleneğin kaybolmasına yol açmaktadır. 

Zaman, elimizdeki her değerli şeyi alıp götürüyor, silip süpürüyor. Köy evlerinin manevî havasını, bir başka ifadeyle ruhunu korumak; bugün ancak yoksullukla elde edilebilecek bir başarıdır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.