Mustafa KÜPÇÜ KANDIRA

KANDIRA DENİNCE…

                                                                  Mustafa Küpçü

Kandıralı bir annenin çocuğu ve Kandıralı bir ailenin üyesi olarak, çocukluk yıllarımın anıları ve yetişkinlik dönemimin “Kandıra üzerine düşleri” ile yaşadım.

Çocukluk yıllarımda Kandıra’ya çok sık gelir, özellikle yaz mevsiminde uzun süre kalırdık. 

Benim için Kandıra, öncelikle “Anneannem” idi. 

Kandıra’da tanıdığım pek çok anne gibi, o da çocukları, ailesi için var gücüyle çalışan bir “emek insanı” idi. Ben O’na “Cabbar Halime” derdim.

Çocukken, ailece Namazgah’a gider, arkadaşlarla oyunlar oynardık. Kandıra Gençlerbirliği’nin maçlarını izlemek büyük keyifti. Kaleci “Manav Mehmet” ağabeyi, rahmetli Zafer Uztürk’ü, Salih Uztürk’ü çok net anımsıyorum.

Kandıra’ya her gelişimde, önce karşı komşumuz Hasan Çavuş’a gider, ellerini öper, saatlerce ve bıkmadan anılarını dinlerdim. 

Kandıra denince aklıma, mahalle fırınlarında pişirilen ekmeklerle, cevizli ve üzümlü Lokumlar gelir. 

Dayımın düğününde gelin almasına giderken, Şaşkın İsmail’e davulla eşlik etmem gelir. 

Yüksek tavanlı tahıl depolarında yapılan Kına Geceleri, düğünlerde yaşanan Heyamolalar gelir. 

Peynirimiz, tenekelerle Kandıra’dan alınırdı. “Hindi” denince Kandıra akla gelirdi. 

 “Yelken Sineması” İzmit’teki Halkevi Sineması gibiydi. Orada pek çok film seyrettim. Yanılmıyorsam, Cebeci ve Kerpe sahillerinin bakir zamanında çekilen, Fikret Hakan’la birlikte rahmetli Ömer Evin amcanın rol aldığı “Beyaz Mendil” filmini de ilk kez bu sinemada izlemiştim. 

“Birlik” ve “Yılmaz” otobüs firmalarının rekabet yıllarını, o dönemin hızlı şoförü Kazım ve Tuncay ağabeyi anımsıyorum. 

Elbette, onlardan da önce “Küçük Ömer” amcayla tanışmıştım. Küçük bir otobüsü vardı. Beni O’na emanet ederlerdi. Şoför mahallinde, şoförün sol yanındaki taburede otururdum. Çubuklu’da mola verir, bir de gazoz ikram ederdi bana. 

Rahmetli anneannemin ve Hulusi Dede’min emekleriyle üretilen Ayçiçeği, evin yanı başındaki küçük bir alanda komşuların da imecesiyle tokaçlanıp taneleri ayıklanır, çuvallara doldurulurdu. Bir de Keten liflerinin tokaçlanmasını anımsarım Evin geniş sofasında Anneannemin bir “Düzeni” vardı. Keten ipliğinden çarşaflar ve kilimler üretirdi. Kışın “kuru yufka” yapar, bir küfe dolusu İzmit’e getirirdi. 

Esnaf çocuğuydum, İzmit’ten Çarşamba günleri Kandıra pazarına gelir tezgah açardık. Bir yıl da Kandıra Panayırı’na katılmıştık.

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda, Kandıra’da çok güzel anılar yaşadım. Hala görüştüğüm arkadaşlarım oldu. 

En büyük mutluluğum da, kişiliğine, yaşam mücadelesine ve İzmit Belediye Başkanı kimliği ile saygı duyduğum Erol Köse’nin özel ve siyasal yaşamını içeren “62 Yıllık Siyasal Yaşamı İle Erol Köse” kitabının yazarı olmak oldu.

Kandıra üzerine söylenebilecek ve yazılacak çok şey var.

Ama daha önemlisi, Kandıra kökenli “birikimli ve üretken insanların” bir araya gelerek, Kandıra’nın geleceği için ciddi bir “PROJE” hazırlamalarına, gelecek kuşaklara “yaşanası bir Kandıra” bırakmalarına, bu sorumluluğu duymalarına ihtiyaç var! 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir