
KANDIRA’DA KARANLIK BİR YILBAŞI!!
Hangi yıldı hatırlıyamadım. Faik Efendi sokakta Koç apartmanın da otururken di sanırım. Günlerden 31 Aralık. Her türlü yiyecek içecekler hazırlandı. Bahattin’de çerez meyve ve biralarımızı almış geldi. Yemeği yedikten sonra Bahattin meyveleri, bende çerezleri ve içeceklerin bardaklarını hazırlayıp televizyonun karşısına oturduk. Daha bir iki dakika izlemeden elektrikler kesildi. Biraz bekledikten sonra geldi. Keyifle televizyon izleyip biralarımızı yudumlarken elektrikler yine gitti. Bu defa tüm Kandıra’da gitti, Tüm Kandıra zifiri karanlığa büründü. Yine moralimizi bozmadık. Beklemeye başladık. Müzik seti ceryanlı dinleyemiyoruz. Radyo ceryanlı dinleyemiyoruz. İki saat oldu, elektrikler gelmedi. İki mum bulduk. Sinirlerimiz bozuldu. Mum ışığında biralarımızı içtik ve yattık. Fakat gözler hep ışıkta. Ne fayda gelmedi. Sessiz ve zifiri karanlıkta bir yılbaşını uyuyarak geçirdik. Çok sinir bozucuydu.
Ertesi gün hemen ,bir daha böyle karanlık yaşarsak diye pilli bir radyo ve pilli bir teyp ve de tüplü Lüx aldık. Eeeeeee insanoğlunun başına gelince anlıyor ve bazı şeyleri ondan sonra tedarik ediyor.
Bu da böyle sevimsiz bir anı olarak hafızamda kalmış Kandıra anılarımdan.
TEYZELERİN EN GÜZELİ! EN İYİSİ! EN SEVİLENİ! CANIM TEYZEM KAMİLE (KAMURAN) TEYZEM!!!!

Teyzemin eşi polis olduğu için doğuya görevi çıkmıştı. Şark hizmeti bittikten sonra İzmir’e yerleştiler.
Teyzem uzun boylu ,çok güzel bir kadındı. Ayna gibi pırıl pırıl bir cildi vardı. O kadar kibardı ki yanlış bir şey söyleyeceğim diye konuşmaya korkardı. Sesini çok kısık kullanırdı. Ben onu taklit eder ona benzemeye çalışırdım.
Eniştem dünya iyisi bir adamdı. Yaz tatiline geldiklerinde babamla her gece kafaları çeker çakırkeyf olurlardı. Onların gelmeleri beni çok mutlu ederdi.
İki kızları vardı. Büyük kızı Neşe ablam bembeyaz tenli, mavi gözlü, uzun boylu, çok güzel bir kızdı. İzmit’te Kupon mağazası sahibiyle nışanlanmıştı. Enişte her akşam nişanlısını görmeye gelirdi. Bol bol çikolatalar getirdiği için ertesi akşamı iple çekerdik. Küçük kızı Nermin ablam İzmir radyosu çocuk tiyatrosunda çalışır, her hafta İzmir radyosundan onu dinlerdik. Harika mandolin çalar, çok güzel oyunlar oynardı, İncecik ses tonuyla çok kibar konuşurdu.
Teyzem bize çok düşkündü bize İzmir’den harika kıyafetler, koli koli incir ve üzümler gönderir, bir dediğimizi iki etmezdi. Annemle ikiz kardeş gibi benzerlerdi birbirlerine. Zaten aralarındaki yaş farkı bir yaştı. Küçükken biz bile arkadan karıştırırdık.
Teyzem isminden hiç hoşnut değildi. Ne o Kamile (Hamile) der gibi. Çirkin bir isim olduğunu, bundan rahatsızlık duyduğunu, her fırsatta söylerdi. Sonra mahkeme kararı ile Kamuran olarak değiştirdi.
Teyzemle aramızda çok özel ilişki vardı. Bana hep nasihatler verir, biz birbirimize benziyoruz derdi. İzmir Dikili’ye tatile gittiğimiz de ziyaretine gittik. Aman Tanrım, sanki protokol insanları gelmiş gibi ağırladı bizi. Canım teyzem. Bahattin’i de çok severdi. Fakat herkese karşı çok mesafeli, kimseyle fazla yüz göz olmayan biriydi. O kadar temiz biriydi ki evinde otururken ister istemez çekinirdik. Fakat o bizi hiç huzursuz etmezdi.
Canım teyzem yıllar sonra Alzaymer oldu. Onu o halde görünce ağlamaya başladım. Beni tanımadı teyzeme sarıldım. Bana hanımefendi bir üzüntünüz mü var ağlıyorsunuz dedi. Aylarca etkisinde kaldım canım teyzem fazla yaşamadı. Ama onu hiç unutmuyorum unutmayacağımda. Konuşması, gülmesi oturup kalkması kraliçeler gibiydi.!!!!!!!!!!!!!!! Nurlarla uyusun
SEYMEN HACER
Hacer teyzeyi ne tanırım, ne de ailesini bilirim. Yukarı mahallede ahşap eski bir evde otururdu. Bir vesile ile hayatımda oldu. Çok faydası dokundu bana. Hacer teyze ufak tefek yaşlı biriydi. Ben onu amcamın eşi Emine yengem sayesinde tanıdım. Amcamların evinin üç ev ilerisinde arada bir yerdeydi evi.
Ortaokulda okuyordum. Folklöre seçildim. Bindallı kıyafeti bulamadım. O gece amcamlara gittiğimizde orada konuşuldu. Yengem yarın gel ben hallederim dedi. Ertesi gün okul çıkışı amcamlara gittim. Yengem Hacer teyze ile konuşmuş. Evi tarif etti gittim. Elinde bindallı ile Hacer teyze kapıyı açtı. Bindallı mis gibi naftalin kokuyordu. (Naftalin kokusuna bayılırım) Belli ki sandıktan çıkarmıştı, Bana sakın ha bir şey olmasın aynı isterim bu benim gelinliğim dedi. Ben Bindallıyı aldım eve geldim yukarıda misafir odasındaki koltuğun üzerine koydum.
Bayramda folklörümüzü oynadık ve tertemiz teslim ettim. Bu böyle her bayram tekerrür etti
Hacer teyzenin yüzü pek gülmüyordu. Fakat bana faydalı olduğu için midir nedir bana sevimli gelmişti.
Bir insanı tanımıyorsunuz. Fakat sizin hayatınıza olumlu bir şekilde giriyor! Hayat ne tuhaf diye düşünmeden yapamıyor insan. Bugün beynimin bir tarafından fırladı bu anı!!!!!!!!
Biraz Aydınlık Mahallesi Tekke meydanından aşağıya doğru ineyim.Şimdi benim çok sevdiğim akrabalarımdan bahsedeyim biraz.Sevdiğim insanları yazarken bile çok mutlu oluyorum.
KUYTUOĞULLARI

BABAANNE: Babaanne otoriter ama bir o kadar konuşkan, espritüel ve çok şeker biriydi. Torunlarını çok severdi, İlerlemiş yaşına rağmen kocaman gözlükleriyle oya yapardı. Biz onu ailece çok severdik.

AYSER HALA: Bana göre dünyanın en iyi insanlarından biri, sakin, naif bir o kadarda güzel biri, açık renk saçlı, uzun boylu ve her zaman şık giyinen biriydi. Annemin çok sevdiği ve birbirlerini hiç bırakmadığı her zaman kendinden güzel sözlerle bahsettiği biriydi. İki çocuğu vardı. Biri kız biri erkek. Nihan ve İhya. İhyanın sünnetinden bir anımı anlatayım. Kandıra’dan Gölcük’e İhya’nın sünnetine gittik. Biz özel arabayla gideceğimiz için gece elbisemi giyip gittim. Danslar edildi oynandı. Sıra Ertan Anapa ve Fisun Anapa’nın sahneye çıkmasına geldi. Fakat çok geç kaldılar. Neyse saat 1.oo de sahneye çıktılar. Bir iki şarkısını dinledik ama Kandıra’ya döneceğimiz için annemler geç oldu dönelim artık dedi. Ayser hala ve Ayten benim üzüldüğümü görünce Nurşen burada kalsın dediler. Benim zaten canıma minnetti. Annemler döndüler ben kaldım. Konseri sonuna kadar izledim. Ertesi gün gece elbisesi ile otobüse nasıl bineyim? Ayten kıyafetlerinden birini verdi bana. Fakat Ayten benden zayıf olduğu için bana olmadı. Neyse Çelik Enişte o yorgunlukla taksiyle Kandıra’ya kadar getirdi bizi.
NİHAN: Nihan’cığım cıvıl cıvıl esmer sempatik, tatlı konuşkan biriydi. Hala ile ilgili her şey benim için çok değerliydiler.
SAFFET AMCAM: Neşeli bir o kadar naif ve çok iyi insandı, Şehir Kulübünü işletirdi. O da babam gibi içki içerdi ama asla taşkınlık yapmazdı. Sakin bir insandı.
Ankara hastanesinde yattığı dönemde, Numune hastanesi Baş Hekimi Şadi Dilek’le Başhekimlik odasına içki masası kurdurmuşlar diye duymuştum annemlerden. Şadi Bey amca Kandıra’da Babamın ve amcamın içki arkadaşıydı. Sonradan Ankara ‘ya tayini çıkmıştı.
RAHİME YENGEM: O herkesi idare eden can bir insandı. Güldüğü zaman gözlerinin içi gülerdi. Sohbeti çok güzeldi, yanında hiç sıkılmazdınız.
REŞAT ABİM: O da ayni can, sohbeti dinlenen biriydi. Babaanne ona çok düşkündü. Mavi gözlü yakışıklı biriydi.
AYTEN: Her bir elinde 4 marifet olan biri, O iki katlı koskoca evi çekip çevirirdi. Elinden her iş gelir insan ilişkileri ise harikaydı. Herkesle anlaşırdı.
HÜLYA: Onunla akrandık. Aynı okula ve aynı sınıfa giderdik. O çok tırnaklarını yerdi. Parmaklarında tırnak namına bir şey kalmamış, kıpkırmızı et olmuştu. Öğretmenimiz çok kızardı. Bizim akraba olduğumuzu bildiği için beni anne ve babasına söylemem için görevlendirdi. Ama ben şikayet olur diye gidip söylemedim. Hülyanın ilginç bir gülme şekli vardı. O narin ufak tefek mavi gözlü biriydi.
Aslında Kuytuoğulları hakkında yazacak o kadar çok şey var ki. Kitaplar almaz. Ancak her haneden kısa kısa kesitler alabiliyorum.
ÜÇ AHBAP ÇAVUŞLAR
Ahmet Bey amca, Kandıra Orta okulunda Matematik öğretmeniydi. Eşi Mümine Teyze annemin çok sevdiği arkadaşıydı. Bende Mümine teyzeyi çok severdim. Kendine has konuşmalarına o güler yüzüne bayılırdık. Annemle her yere beraber giderlerdi. İki oğlu vardı. Macit ve Sacit. Macit benim İlkokul da sınıf arkadaşımdı. Sanırım Sacit abide ablamla yaşıttılar. Sacit abi çok güzel ağız armonikası çalardı (Biz ağız armonikasına mızıka derdik). Popüler yabancı şarkılar mızıka ile kulağa çok hoş gelirdi çalsın diye beklerdik.
Şükran teyzenin eşi Tahrirat katibiydi. İki erkek çocuğu vardı. Caner ve Öner Kızı olmadığı için bizi çok severdi. Mümine teyze, Şükran teyze ve annem ayrılmaz üçlü olmuşlardı. Onlar üçü bir örnek elbise diktirmişlerdi. Onlara Kandıra’da üç ahbap çavuşlar adını takmışlardı.
Ahmet Bey amca uzun yıllar Kandıra’da kalmıştı. Sonra İzmit’e tayin olmuştu. Kandıra’dan giderken uğurlamaya gelenler sel gibiydiler Kandıra’nın neredeyse tamamı uğurlamaya gelmiş, gözyaşları sel olmuştu. O kadar sevmişti Kandıralılar onları. Annem evden cenaze çıkmış gibi ağlıyordu, Mümine teyzenin ağlamaktan gözleri şişmiş kıpkırmızı olmuştu.
Sonra İzmit’te de arkadaşlıkları devam etti. Arkadaşlıkların en güzelini ben onlardan öğrendim. Can İnsanlardı…
Kandıra’dan Anılar.
