Bir Keten Hikayesi Adem ARI

BİR KETEN HİKAYESİ

Bir bayram günü kayın biraderim “arabanın muayenesini bitiremediğim için bu bayramda bir yere gidemedim” dediğinde ben de “Evet ya benim de arabamın muayenesi yok ancak Sinop’a kadar gidebildim” demiştim. Size Sinop’a gidiş hikayemi anlatacağım.

2000’li  keten ile yoğun ilgilendiğim yıllardı. Kandıra’da ekimi tamamen bitmiş keten üretimini tekrar canlandırabilir miyiz, diye çalışmalar yapıyordum. 

1970’lerin sonunda Yurtdışındaki gurbetçi vatandaşlarımızın sermayeleriyle Kandıra  Çal Keten Fabrikası açılmıştı. Bu fabrika ancak birkaç yıl faaliyet yapabildi. Fabrika köylüden keteni bölmeler halinde ham olarak alıyor ve işliyordu. Bu birkaç yılda güzel işletildi. Keten ekimi en kolay ama hasadı en zor üründür. Hasadı el ile yolarak yapılır. Bölmeler halinde tarlada kurumaya bırakılır yeterince kurutulduktan sonra fabrikaya götürülürdü. Bu arada fabrika iki tane keten yolma makinesi de tedarik ederek hasadın en zorlu kısmını da halletmişti. Ancak bir takım sebeplerle fabrika çalış(a)madı. Fabrika makinelerini Sinop Ayancık’da bir şirket satın aldı ve fabrikayı Ayancık’a kurdu. 

Ağabim o zamanlar Çankırı Makine Kimya’da üretim müdürü olarak görev yapıyordu. Hem abimi ziyarete Çankırı’ya, oradan Sinop Ayancık’a fabrikayı araştırmaya gittim. Ayancık Keten Fabrikası bir iki yıl önce yanmıştı. Keten endüstrisinin rakipleri tarafından yakılmış olabileceği konusunda yoğun değerlendirmeler yapılıyordu. Hatta fabrikanın Kandıra’da çalıştırılmamasının da bu tür engelleme girişimleri ile ilgisi olabileceği konusunda da Kandıra’da konu ile ilgili olanların bugün dahi aynı düşüncede olduklarını görüyoruz. 

Neyse biz gelelim Sinop Ayancık’taki temas ve araştırmalarımıza. Öncelikle beni Ayancık’ın en güzel otelinin Kral Dairesinde ağırlayan Sakarya Üniversitesinden mesai arkadaşım Engin Ömeroğlu’nun kaimbiraderi Mahmut Bey kardeşime teşekkür ederim. Kendisi Ayancık’ta kuyumcu esnafı olan arkadaşımızın da desteği ile Ayancık Belediye Başkanı ve Ayancık Kaymakamı ile görüştüm. Kaymakam bey “Bir köyümüzde bir teyzemiz  bulduğu keten liflerinden tezgahında bez dokumaya devam ediyor gidip görmelisiniz” dedi. Zamanın kaymakamı  o senenin yazında Ayancık’da Keten Festivali başlattı ve benden de keten konusunda tanıtıcı bilimsel bir yazı istemiş ve göndermiştim.

Ayancık İlçe merkezindeki temaslarımdan sonra kaymakam beyin sözünü ettiği teyzeyi ziyaret etmek için yola koyuldum. Masallardaki gibi az gittim uz gittim dere tepe düz gittim aracımla toprak yollar dereler aştım saatler sonra vardım köye. Teyzenin gelini kapıyı açtı eve buyur etti. Evde teyze ve gelini vardı. Geliş sebebimi açıkladım. Tek başıma arabama binip taa İzmit’ten oralara kadar gelip araştırma yapmış olmamdan dolayı beni takdir ederek memnuniyetlerini ifade ettiler. Onlara benim bunca yol tepip oralara gelmiş olmam başlıbaşına bir referans olmuştu. Bir müddet sonra teyzemizin kız kardeşi de geldi. Evin gelini mutfakta yemek hazırlamaya koyuldu. Ben bir ara fazla kalmayacağım yemeğe zahmet etmeyin demeyi aklımdam geçirdim. Ancak sesimi çıkarmadım. Aman aman iyi ki de sesimi çıkarmamışım. Meğer birşey deseymişim kelimenin tam manasıyla bir çuval inciri heba edecekmişim. 

Sofra ortaya kondu buyur edildim ve hep birlikte sofraya oturduk. İşte bu yazıyı yazma sebebimi oluşturan cümleler teyzemin ağzından dökülüverdi:

“EVLADIM, EVİME NİCE  VALİLER BÜYÜK İNSANLAR GELDİ HİÇ BİRİNİ BU SOFRAYA OTURTMADAN GÖNDERMEDİM” içimden “Adem iyi ki sesini çıkarmamışsın. Eğer ses çıkarıp yemeğe gerek yok deseymişim elde ettiğim bilgilerin büyük bir kısmına ulaşamayacakmışım. Yemek sonrası kadıncağız çeyiz sandığını açtı bütün işlerini gösterdi. Daha sonra dokuma tezgahının kurulu kendilerinin eski evlerine gittik ve tezgah başında keten dokumayı gösterdi ben de filme aldım. Geri eve döndük ben izin istedim. Çıkarken ekmek peynir ve kiraz koyarak bir çanta oluşturdu. Kirazı verirken “Oğlum gelin sen gelmeden bunları toplayabilmiş fırsat olup da sen buradayken tekrar gönderemedim bu kadarcık kabul et. Bunları çocuklarınla yersin” dedi. Gece yarısı Çankırı’ya döndüm çocuklar teyzenin gönderdiklerini görünce; “Baba bütün bunları o hiç tanımadığın kadın mı verdi?” dediklerinde “EVET ÇOCUKLAR İŞTE ANADOLU İNSANI” diyebildim. 

Eminim ki bu olay çocuklarımın kültürel eğitimine güzel katkıda bulunmuştur. Sözü fazla uzatmamak adına bahsetmek istemiyordum ama bu olaydan çok fazla zaman geçmedi köyde bir bayram günü. Bilirsiniz Kandıra köylerinde bayramlar gün gündür. Bir ramazan Bayramı idi, bizim köyün bayramı 1. gündü. Bayram pilavı pişmiş sarmalar sarılmış tatlılar yapılmış misafir bekliyoruz. Komşuların evlerinin önü arabalarla doldu bize gelen giden yok. Aradan yıllar geçmesine rağmen bugün gibi hatırlıyorum. Evdeki bütün çocuklar sokağa bakan  pencere önüne dizildiler. Misafir yolu gözlüyorlardı. Ben “Allahım şu çocukları şu pencere önünde boşuna bekletme” diye dua ettim. Biraz sonra evimizin önü de araçlarla doldu evde bir sofra kuruldu biri kalktı hatta akşama doğru pilavımız bitmişti de yenisini yapmıştık. 

Haziran ayının başlarındayız yıllar 70’li yıllar ve öncesinde şu günlerde Kandıra tarlalarını bir düşünün. Masmavi keten tarlaları; keten çiçekleri solmaya ketenler olgunlaşmaya başlamış. Çayırlar biçilmiş ara ara mısır ayçiçeği çapası başlamış ve en önemlisi çapaya çıkmadan keten yolmaları başlamış olmalıydı.

Şimdi değil keten o tarlalarda hiçbir şey yok. Artık mera bile değiller. Parsel parsel satılmış kimine ev yapılmış kimi beyaz kazıklarla çevrilmiş maalesef kiminin üzerinden otoyol geçmiş belki kimi de üzerinde yapılacak ÇÖP TESİSİNİ bekliyor. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.