ŞİİR ADAM
Herkes, kendi yaşam öyküsünün kahramanıdır. Bazıları öyle güzel yaşar ki başka öykülerin de kahramanı olur. Yaşam öykümüzün İzmit ayağında yolumuz önce Prof. Dr. Gönül Balkır hocamızla sonra Aydili Sanat Derneği İle kesişti. Her hafta sanatın güzelleştirdiği dostlarla buluşuyoruz.
Derneğin; şiiri yaşam biçimi gibi gören, gençlere taş çıkartacak kadar çalışma azmiyle dolu doksan yaşlarında şiirsever bir başkanı var. Suat Özdemir. “Kocaeli’nin Lacivert Delikanlısı” diyorlar, Özkan Mert’in “Ben Savaşçı Değil Gül Yetiştiricisiyim” şiirini bir de Suat Ağabeyden dinle diyorlar.
Derneğe girdiğimizde onu masa başında çalışırken görmekten ayaküstü de olsa sohbet etmekten ufak anekdotlar dinlemekten mutlu oluyoruz.
Bu kez anekdotlar benden.
Arkadaşımız Lale Tığ’ın Kandıra’da imza günü var. Düzenleyen Aydili Sanat Derneği yöneticimiz Aygün Aynagöz. Minibüs tutuldu. Suat Ağabeyi minibüs yolculuğu yormasın istedik. Bizim arabadayız. Üç kişi. Keyifli, bol şiirli bir yolculuk. Suat Ağabey anlattı, biz dinledik. Ne şiirler konuk oldu arabamıza. Yol bitmesin istedik. Çok güzeldi. Çok özel.
Dönüşte de birlikteyiz. Güneş çekilmek üzere. Kuşlar karanlığa kalmama telaşında. Akşam trafiği. Adım adım ilerliyoruz. Yahyakaptan’a geldik. Suat Ağabey ısrarla tramvay durağında inmek istiyor. Eviniz burada. Benim için taa Plajyolu. Olmaz. Şu trafiğe baksanıza. Bunun bir de dönüşü var, dese de Burhan kararlı. Evine bırakıyoruz.
Ne var bunda diyeceksiniz? Haklısınız olması gerekeni yaptık biz de. Beni şaşırtan bir hafta sonraki Aydili Sanat Derneği ‘yaratıcı yazarlık’ dersinde, Suat Ağabey gönderdi diyerek iletilen bir kutu lokum. İnceliğe bakar mısınız.
***
Yine Kandıra. Bedri Rahmi Eyüboğlu anma etkinliğinden dönüyoruz. Suat Ağabey, bu kez durakta bırakma sözü alıp öyle bindi arabaya. Dernekten arkadaşımız Dilek Ayrıbaş da bizimle. Sanatın var olduğu yerde güzellikten başka ne olabilir ki… “Gök mavi, dal yeşil.” Neşeliyiz.
Burhan, karpuz dolu traktörü görünce “Kandıra karpuzu almadan gidilmez, size de kısacık mola,” deyip indi. Kapıları açıp arabaya bahar kokularını doldurduk biz de. Mis gibi.
İncecik poşetlerde her an atlamaya hazır üç koca karpuzla “Biri bize, diğerleri de size,” diyerek döndü.
Karpuzlar bagajda, yola devam. Sohbet şiir üstüne. Suat Ağabey şiir okuyor, biz okuyoruz. Anılar, espriler, gülmeler… Yol çabuk bitti sanki. Yahyakaptan’dayız. Karpuzları bez torbalara yerleştirip sağlama aldık. İsteseler de artık atlayamazlar. Tramvay gelmek üzere. Vedalaştık.
Ben, ah keşke küçük alsaydın! Suat Ağabey nasıl taşıyacak, diye hayıflanırken onun Dilek’e karpuz poşetini ver ben taşıyayım, dediğini duydum.
Ne incelik… İzmit’in nahif, beyefendi, şiir ağabeyi… Bu inceliği unutmam mümkün mü?
“Şiir yazmak ciddi iştir, adam vurmaya benzemez,” dersin. Çok haklısın Suat Ağabey çok. Şiirle kalalım hep…
Yasemin Yetkin