Ne Yiyoruz, Ne İçiyoruz, Ne Olacağız?
Sapanca Gölü’nün kenarındayım. İçtiğimiz ana su kaynaklarından biri, ne yazık ki her geçen gün plastik parçalarıyla, kimyasallarla ve kirleticilerle doluyor. Suyu kirlettik, toprağı kirlettik; sonra da oturup “Biz bunu nasıl temizleyeceğiz?” diye düşünmeye başladık.

Çözümü su arıtma cihazlarında arıyoruz. Suyu temizlediğimizi sanıyoruz —ki belli ölçüde temizliyoruz da. Ancak bunu yaparken vücudumuzun mutlaka alması gereken o temel (esansiyel) minerallerin tamamını sudan söküp atıyoruz. Geride, adeta buhar kazanlarında kullanılan, mineralsiz ve “ham” bir su kalıyor. Sadece susuzluğumuzu gideren ama vücudumuza hiçbir faydası olmayan bu su, zamanla bünyemizde ciddi mineral eksikliklerine yol açıyor.

Oysa içtiğimiz su, vücudumuzun en uç noktasına kadar ulaşıyor ve en sonunda böbreklerimizde süzülüyor. Şimdi bir düşünelim: Kalitesiz plastikle temas etmiş, aşırı klorlanmış ve kimyasallarla dolup taşmış bir suyu tükettiğimizde, böbreklerimizin ihtiyaç duyduğu mineraller yerine ona adeta zehir vermiş olmuyoruz mu? Dönüp kendi vücudumuza bakalım: Böbreklerimiz, karaciğerimiz, safra kesemiz ve kan dolaşımımız bu şartlar altında ne kadar sağlıklı kalabilir?
Geçen gün Yeni Cuma’daki üst geçidin başında, ekmeğinin peşinde olan seyyar ahbabımın yanındaydım. Seyyar esnaftan alışveriş yapmayı severim. Tezgahtaki yemyeşil eriklere doğru uzandım. “Aman abi,” dedi, “bunlar ilaçlı, yıkamadan yeme. Hatta sirkeli suda beklet!” Sonra erikleri sarı renkli, geri dönüştürülmüş bir poşete tartıp uzattı.

Orada öylece kalakaldım ve düşündüm: Erik zaten tarım ilacıyla kaplı… Koyulduğu geri dönüşüm poşetinde ise hastane atığından DOP yağına, fitalatlara kadar binbir çeşit risk var.
Şimdi soruyorum size: Ben taze bir meyve mi aldım, yoksa büyük bir sağlık riski mi?
Toprak; geldiğimiz, döneceğimiz ama aynı zamanda beslendiğimiz yer. Toprakta ne varsa, tabağımıza ve nihayetinde bedenimize o ulaşıyor. Toprak kimyasallarla zehirlendiyse bize zehir; organik ve kaliteli durumdaysa vücudumuza değerli besinler ulaşıyor. Doğaya ne verirsek, dönüp dolaşıp yine bize geri dönüyor.
Kendi ellerimizle kirlettiğimiz bu dünyada, sağlığımızı arıtma cihazlarıyla veya sirkeli sularla ne kadar koruyabiliriz? Doğayı iyileştirmeden kendimizi iyileştiremeyeceğimizi ne zaman anlayacağız?
Sağlıcakla kalın.